Mecburi istikamet

Haberin Devamı

CHP’nin olağanüstü kurultaya gitme mecburiyetini dayatan sebepler taşma noktasına geldi.

Ankara’daki arkadaşımız Bilâl Çetin olağanüstü kurultayın 18-19 Aralık’ta toplanacağı konusunda yaygın bir beklenti oluştuğunu bildiriyor.

Durumu Genel Sekreter Süheyl Batum’a sorduğumda aldığım cevap şu oldu:

“Henüz bir karar alınmadı. Konu MYK’da konuşulmadı ama hepimiz görüyoruz ki bir parti böyle gitmez. Kişisel görüşümü söyleyeyim; Kurultay gereklidir ve 18-19 Aralık da uygun bir tarih.”

Seçime altı ay kala CHP’yi “meydan savaşı” gibi bir hesaplaşmaya sürükleyen sebepler aslında Baykal’ın gidip Kılıçdaroğlu’nun geldiği günden beri vardı. Ama kimse böyle bir sorumluluğu göze alamıyordu.

Bayramda Paris’teki Sosyalist Enternasyonal toplantısından gelen bir haber zincirleme reaksiyonu tetikleyen başlangıç oldu.

BDP Genel Başkanı Demirtaş, CHP’nin seçimde ancak kendilerinin de içinde yer alacağı bir sol cephe oluşturarak AKP’yi geçebileceğini söyledi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu hemen “Biz iktidarı olmayı hedefliyoruz, işbirliği aramıyoruz” dedi ama kim dinler?

İçeriden, dışarıdan

Siyaset alanı bir anda kan kokusu almış köpek balıklarının üşüştüğü denize dönüştü.

İktidar sözcüleri, CHP’yi değil BDP ile doğrudan PKK ile ilişki içine sokan imalar desteğinde cepheden saldırıya geçti.

Başbakan Erdoğan onca yalanlamaya rağmen dünkü grup konuşmasında hâlâ CHP ile BDP arasında var olduğunu iddia ettiği aşktan bahsediyor, referandum sırasında oluşan platonik aşkın ittifaka dönüşmekte olduğunu söylüyordu.

Sadece AKP olsa sorun kurultaysız belki yine aşılırdı. Ama asıl yıkıcı kara propaganda partinin içinden üredi, körüklendi.

Deniz Baykal bir yandan, Önder Sav ve arkadaşları öbür yandan “CHP elden gidiyor” şüphesini üstelik daha etkili kanallardan parti tabanına pompalamakta yarıştılar.

Baykal, bir ittifakın söz konusu olmadığını bile bile Karadeniz’den iki gün üst üste yeni CHP’nin terör şantajına boyun eğme suçuna ortak olduğunu ima eden konuşmalar yaptı.

Değiştirerek ve dönüştürerek CHP’ye ve Türkiye’ye iyilik yapılamayacağını avaz avaz bağırdı.

Kurultay temizler

Genel Sekreter Batum, Baykal’ın kendisini hayal kırıklığına uğrattığını anlatıyordu.

“Eski genel başkan sıfatıyla telefon açabilir istediği soruyu sorar, eleştirisi varsa söylerdi. İddianın gerçek olmadığını öğrenmek de onu kamuoyuna yanlış şeyler söylemekten korurdu. Ama bunu yapmadı...”

Prof. Batum’a göre bu siyaset anlayışı zarar vermiştir partiye.

“Birçok partili arayıp üzüntüsünü bildirdi. Bir kadın üyemizin sözleri kulağımda çınlıyor: ‘CHP PKK’yı desteklemeye mi başlayacak? Yapmayın ne olur’ diye yalvardı telefonda.”

Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, önemli bir şey yokmuş gibi davranmanın artık mümkün olmadığını düşünüyor.

Batum “Aksi halde ümidini CHP’ye bağlamış olan yığınlarda kuşku uyanmaya inanç kaybolmaya başlar“ dedi.

Bu teşhis yerindedir.

Tarihi önemi olan bir seçime CHP bu kadar dağınık gidemez.

Kemal Kılıçdaroğlu, arkasında güven duyacağı bir kadro oluşturmaya mecburdur.

Amacına ulaşan bir kurultay seçime ilerlerken partiye yeni ruh, güven ve heyecan verebilir.

Bir bardak suda çıkarılan fırtına beklenmedik sonuçlar yaratabilir.

DİĞER YENİ YAZILAR