Özelleştirilmesi mümkün olmayan tek devlet görevi adaleti sağlamaktır.
Nerede suç işlenmişse devlet o anda orada olmak zorundadır. Çünkü adalet, insanoğlunun tarih boyunca ikame edilmesi mümkün olmayan bir numaralı ihtiyacıdır.
Yalnız ihtiyaç da değildir, insanlık onurudur.
O görevin yapılmadığı yerde adalet kaybolmaz, sadece devlet kaybolur. Yargılı infazın yerini intikam alır, devletin yerini mafya adaleti doldurur.
Adaletsizlik, çatışma sebeplerini gidermiş toplumları bile isyankâr yapabiliyor, bu durumda bizim halimiz ne olacak?
Biz hem birbirimizle hem devletle ihtilâf halindeyiz. İyi bir adalet sistemi, en çok bize lâzım.
Ama ceza veremeyen adaletten yakınmaların artık feryat haline dönüşmesi, sorunun vahim boyutlara vardığını gösteriyor.
Suçlar artıyor. Böyle durumlarda cezaları ağırlaştırmaktır tedbir. Ama bizde cezalar infaz sistemi nedeniyle hafiflemektedir.
Serpil öğretmeni hatırlayacaksınız... İstanbul’da 1998 yılında onu annesiyle birlikte kaçırıp tecavüz ettikten sonra öldüren dört cani Amerika’da olsa çoktan idam edilirdi; yedi yıl yatıp çıktılar.
Antalya’da oyun oynadığı iki kardeşten birini öldürüp ötekini ağır yaralayan genç, yaşı 18’in altında diye 26 ay yatıp bırakıldı.
Ankara’da üç ay önce bir magandanın kurşunu üniversiteye hazırlanan fidan gibi bir gencin başına saplandı.
Zavallı çocuk üç aydır komada ama silâhlı haydut savcı tarafından salıverildi.
Talihsiz gencin annesi savcıyı Adalet Bakanlığı’na şikâyet etti. Adaleti sağlamakla görevli insanlar toplumun haklarında ne düşündüğünü öğrenirlerse belki etkilenirler.
İntikam bir insani duygudur. Devlet, mağdurları, mazlumları intikam yükünden kurtarsın, korusun diye vardır.
Toplum vicdanını ve kurbanları tatmin etmeyen cezalar suçlardaki artışı önleyemeyeceği gibi suçtan zarar görmüş insanların başlarına yeni belâlar da açabilir.
Suçluyu nadim olana kadar hapiste tutmayan adalet, intikam hakkı doğmuş mağdurları nasıl koruyacak; söyler misiniz?
Onları mı hapse atacak!
Kadrolaşma yok mu yani?
Başbakan, eğitimde kadrolaşma eleştirisi yapanlara ağzına geleni söyledi:
“Sıkılmadan, edep ve adap çizgisini aşarak ‘kadrolaşma var’ diyorlar. Eline, diline dursun!..”
Bu bir beddua ise Başbakan korkmalıdır. Çünkü bir gün önce Hilâl TV’yi açıp “Vahyin Penceresinden” adlı programı izlese, tesettür mücahidi program yöneticisi kişinin kim olduğunu merak eder ve mutlaka öğrenirdi.
Bu sayede onun okulda türban savunculuğu yaptığı için 1998’de görevinden alındığını, AKP iktidarı ile Bakırköy Milli Eğitim Müdürlüğü’nde şube müdürü yapıldığını öğrenir ve o kadar iddialı ve tehditkâr konuşmazdı.
Şükretsin ki Allah bağışlamayı sever...

