Başbakan Erdoğan için Diyarbakır, hayati önemde bir sınav yeriydi.
Doğu ve Güneydoğu’da AKP’nin oylarını artıracak şeyler söylerken öteki bölgelerde kayıp yaratacak şeyler söylemekten sakınması da gerekiyordu.
Bu zor sınavı başarı ile vermiş sayılabilir.
Hani geçenlerde “inkâr siyaseti” yapmakla suçlanmasına sebep olan bir söz söylemişti:
“Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın sorunu vardır.”
Dün Diyarbakır’da o sözünü geri aldı.
Peki İmralı seferleri ile şişirilen beklentileri cevaplayacak kadar açık davrandı mı? Hayır...
Leylâ Zana daha yeni “Biz hükümete ortak olmak istemiyoruz. Az gelir. Devlete ortak olmak istiyoruz” demişken Başbakan dün Diyarbakır’da CHP lideri Kılıçdaroğlu kadar bile ayrıntıya girmedi.
Birleştirici güçlü bağ olarak dini referanslara bol bol yer verdiği konuşmasında Adem’le Havva’dan gelen kardeşliğimize gönderme yapacak kadar çaresiz kaldı.
Sonuçta çözümün tek millet, tek vatan, tek bayrak temelinde bulunacağı işaretini vererek Batı’daki seçmenin rahat etmesini sağlamaya çalıştı.
Başbakan’ın verdiği ipuçları, AKP’nin kimlik sorununu “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” temelinde çözmek kararında olduğunu gösteriyor.
Uzlaşmanın anayasaya Kürt sözcüğünün sokulması yoluyla mı, yoksa Türk sözcüğünün çıkarılması ile mi aranacağına dair bir işaret de Başbakan’ın verdiği sınırlı mesajlar arasında yer almadı.
Belli ki Başbakan seçimin sonucunu görmek istiyor.
Bu hem halkın eğilimini belli edecek hem de iktidar partisinin çözüm arayışındaki gücü hakkında fikir verecektir.
Gözlemciler dünkü mitingin beklenenden daha büyük bir kalabalık topladığı fikrinde birleştiler.
Bu durum, orada terör baskısına rağmen bölünme istemeyen Kürt vatandaş kütlesinin ezber bozacak çoklukta olduğunu gösteriyor.
Şimdi yakın mesele, bu vatandaşların demokratik haklarını bölücü terörün baskısına uğramadan kullanmalarını garanti etmektir!
Olmadı usta!
Sükûnet içinde güvenli bir seçimi bölücü terör örgütünün tehdit edeceği düşünülüyordu.
Ama görüyoruz ki bu tehlikeyi siyasetçilerimiz yaratıyor. Aralarındaki düşmanca atışma, meydanları da zehirliyor.
Onlara topluca “sakin olun beyler” diye bağırmak özellikle de Başbakan’a “olmadı usta” diye seslenmek istiyorum.
Özellikle Başbakan... Çünkü onun öfke dili ile rekabet etmek imkânsız.
Hopa’daki olaylar nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun “rüzgâr eken fırtına biçer” sözünü hatırlatmasına dün unutulmayacak bir karşılık verdi:
“Neyin rüzgârını ektik ki fırtına biçeceğiz? Yani birileri sana aynısını yaptığında ben de sana bunu mu söyleyeceğim? Ama ben onun kadar edepsiz, alçak, ahlâksız değilim!”
Hasmına hakaret ederken kendini de tahrip etmek herhalde buna denir!
Hopa’da ölen emekli öğretmen için söyledikleri Başbakan’ın olaylara kendisini fazla kaptırdığını düşündürüyor.
“Kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gerek duymuyorum, kalp krizi sonucu ölmüş...”
Hani yaradandan ötürü yaradılanı seviyordu?
Muhaliflerin yaradanı başka mı?

