Neredeyse bütün şartlar bölücü terör örgütünün sona yaklaştığına işaret ediyor.
İçeride son yılların hayata kazandırdığı reformlar, ırkçı bahaneleri geçersiz kılıyor. Soruna ortak komşu ülkelerle kurulan ilişkiler, örgüt için “güvenli bölgeler”in sürekli daralmasına sebep oluyor.
Ama bu avantajlı durum satranç tahtasına yansımıyor.
Kürt kimliğini tanıyan adımlar ve onları ekonomik alanda tamamlayacak olan vaatler sanki uzlaşma yolunda atılmış önemli adımlar değil de, diyaloğu canlı tutmaya yarayan yetersiz tavizlerdir.
Konuya ilgi duyan herkes AKP iktidarının açılım siyasetinde başarısız olduğunu, siyasi alanda bölücülerin psikolojik üstünlük kazandıklarını, çünkü şartları siyasallaşma yönünde iyi kullandıklarını görüyor.
Bazı Güneydoğu belediyelerinde oldu-bitti biçiminde özerklik ilân edilmesi epeydir felâket senaryosu olarak kulaktan kulağa dolaşıyorken son günlerde açık açık yazılmaya başladı.
Elbette bu başarısızlığın seçimde iktidar partisine dönük bedeli olacaktır.
Başbakan’ın son konuşmalarında bölücü terör örgütü ile elebaşına yönelik olarak kullandığı sert ifadeler, milliyetçi kesimde doğan ve oy kaybına sebep olan şüpheleri giderme niyetine hizmet ediyor.
Önceki gün “Seçimden sonra Öcalan’ı serbest bırakacaklar” iddiasını yalanlayan Başbakan “Hakkında verilen hüküm neyse sonuna kadar uygularız” dedi.
Bir taahhüttür bu. Tutulursa “Öcalan AKP iktidarda oldukça ne af hayal edebilir ne de İmralı’dan başka bir yere nakledilmeyi..”
Başbakan dün milliyetçi oylara bir mesaj daha gönderdi:
AKP dönemin koalisyon hükümetinde olsaydı Öcalan’la ilgili idam hükmü için “ceza neyse bu cezayı uygulardım” dedi.
Hükümet ortakları kabul etmezse?.. “Koalisyondan çekilirsiniz, bu kadar basit!”
Bu sözler bir ayağı İmralı’da olan gizli görüşmelerin, kaldığı yerden değil daha gerçekçi bir çizgiden başlayacağını belli ediyor.
Başbakan’ın milliyetçi seçmenleri geri kazanma amaçlı hamleleri işe yarayacak mı bilinmez ama şurası önemli:
İktidar Kürt sorununun çözümünde kendini bağlamıştır. İyi de olmuştur.
Yüksek beklentiler ve tehlikeli hayaller yaratan siyasetin bu düzeltmeye ihtiyacı vardı çünkü...
Bozmayalım
Şuna sevinebiliriz: Din sömürüsünün en az yapıldığı, vehimlerin eskisi gibi kaşınmadığı bir seçim kampanyası geçirdik.
Keşke Başbakan bu olumlu tabloya hiç zarar vermeseydi.
Dün soruları cevaplarken şunu dedi:
“Biz 8,5 yıldır bu ülkeyi yönetiyoruz. Kimin içkisine karıştık? Kimin yaşam biçimine karıştık? Böyle bir şey duydunuz mu, gördünüz mü? Bunların hepsi yalan yanlış şeyler...”
Ama hemen sonra şunu ekledi:
“Biz de diyoruz ki ‘Siz de bize karışmayın, bırakın ben de ailemle inandığım gibi yaşayayım.’ Bu ülkede bölücülük yapmayalım!”
Affedersiniz, asıl bölücülük bu değil mi?
Başbakan “bize karışmayın” diye kime sesleniyor ve kendini nereye koyuyor?
İnandığı gibi yaşamasına kim karışmış?
“Şu anda bu ülkede başörtülü olduğu için gittiği restoranda kendilerine hizmet verilmeyen yerler var” dedi.
İstisna sınırını aşmış tesettür otelleri ve siteleri de var ama kimse artık dert etmiyor.
Başbakan’ın başörtüsü üstüne söyledikleri, eleştiri yapmak değil nostalji yapmaktır.
Yapmasın bunu. Sebep oldukları en hayırlı değişime zarar vermesin!
Kürt ayarı
Haberin Devamı

