Ergenekon savcılarından kaynaklanan kriz nihayet aşıldı.
Peki bulunan çözüm, yargı bağımsızlığını siyasi iktidara kabul ettiren bir ilerlemenin haberini mi veriyor?
Bunu söyleyemeyiz.
Şimdiye kadar Ergenekon savcıları, iktidardan aldıkları güçle adeta yüksek yargıya karşı bağımsızlıklarını ilân etmişlerdi.
Usul ihlâllerine ve adil yargılanma ilkesini zedeleyen tutumlara karşı yapılan şikâyetlerin çoğu Bakanlıkça işleme konulmuyor, savcılar da hiçbir eleştiriden etkilenmiyordu.
“Seçilmiş üyelerle Adalet Bakanı ve Müsteşar arasında yaşanan kriz, Ergenekon soruşturmasında denetimi artıracak önlemlerle bitti.”
Değerlendirme budur ama iyimserlik yasal bir güvenceye dayanmıyor. Ortada ancak “centilmen anlaşması” denilebilecek zorlama bir uzlaşma vardır.
Ümit uyandıran somut ilerleme, Ergenekon savcılarının yapacakları her tür işlemde İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ile iki Başsavcı Vekili’nin gözetim ve denetim yetkisi kullanacak olmalarıdır.
Aslında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar hakkında yapılan şikâyet ve suç duyurularının Teftiş Kurulu’na sevkedilmesi doğrultusundaki HSYK kararı da önemsiz sayılamaz.
Çünkü karar, şikâyet başvurularını Bakanlığın işleme koyup koymamak konusundaki yasal yetkisini ortadan kaldırmıyor ama davaya iktidarın siyasi bir nitelik kazandıran hatalı tutumunu kayda geçiriyor.
Bu tespit, iktidarı hiç değilse bundan sonrası için davayı etkileme çabalarından biraz uzaklaştırır mı?
Savcıların iktidarı memnun eden ama şikâyetlere sebep olan tutumlarından uzaklaşmasına yararı olur mu?
Bu iki soruya gönül rahatlığı ile “evet” diyemiyoruz.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, savcıların denetimini üstlerine daha sıkı bağlamış ve şikâyetlerin takipsiz bırakılmamasını oy çokluğu ile kabul etmiştir ama kurulun iktidar kanadı, yani Adalet Bakanı ve Müsteşar, iki konuda da karşı oy kullanmışlardır.
Bu tutum, krizi bitiren uzlaşmaya iktidarın uymayacağı endişesini akla getiriyor. Yani kriz sadece ertelenmiştir.
Yanılmış olmayı dilerim!
Yaman vali!
Eski Tunceli Valisi Mustafa Yaman’ın 29 Mart seçimleri arifesindeki yamanlıklarını hatırlarsınız...
Halka beyaz eşya ve mobilya dağıtan organizasyonun kumandanlığını yapmıştı.
Bunun üzerine Yüksek Seçim Kurulu, Vali Yaman’ın “seçimin düzenine ve dürüstlüğüne ilişkin YSK kararlarını uygulamakta duyarsızlık gösterdiğine” hükmetmiş, Yargıtay C. Başsavcılığı da soruşturma başlatmıştı.
Yargıtay Başsavcılığı’nın gönderdiği iddianameyi 8. Ceza Dairesi kabul ederek duruşma gününü belirledi.
Yasa, kamuya ait memur ve hizmetlilerle araç, gereç ve imkânların bir partinin veya adayın emrinde çalıştırılmalarını ve kullandırılmalarını yasaklıyor.
Vali Yaman kendini savunurken hukukçu olduğunu öne sürmüş ve “Fakir fukaraya yardım ettiğim için ceza alacaksam varsın olsun. Yardım çalışmaları 6 ay öncesine dayanıyor” demişti.
Birincisi bu iş “yardım değil oy avcılığı” idi. Çünkü 6 ay öncesine dayanan beyaz eşya dağıtımı, seçimin 6 gün sonrasına bile uzanmıyordu. Yani hedef 29 Mart’tı.
İkincisi kanundaki yasak, değil bir hukukçu, ilkokul bitirmiş bir kişinin dahi anlayacağı açıklıkta tarif edilmişti.
İnşallah bu dava, Yaman’ın yolundan yükselmeye heveslenen idareciler üstünde ibret etkisi yapar.
Şimdi mesele, AKP’nin valiyi dokunulmaz yapmak için milletvekili seçtireceği ilk seçime kadar yargılamayı bitirmektir!

