Kolayı zor, oluru olmaz yapmakta bizim siyasetçilerin üstüne yoktur herhalde!
İktidarların tutkusu muhalefete muhtaç olmadan dilediği yasayı çıkarmaktır.
Muhalefete zevk veren alışkanlık da iktidarı kendisine mecbur kaldığı eşiklerde zorda bırakmak...
Gündemde üç önemli konu var.
Biri seçilme yaşını 18’e indiren, biri yerel seçimleri öne alan anayasa değişikliği önerileri, öteki ise eyalet sistemi tartışmasıyla çatışma konusu olacağı görülen Büyükşehir tasarısı...
Yerel seçimler ve seçilme yaşı konusunda iktidarı destekleyen MHP dün “tehlike alârmı” verdi.
Bahçeli bu tasarı ile “federe devlet modelinin prototipi planlanmış ve bölgesel bazda hemen hemen her yetkiye haiz olacak derebeyleri ihdas edilmesinin önü açılmıştır” dedi.
Bu kadar ağır bir günah yüklediği iktidara daha önce sözünü verdiği desteği MHP geri alabilir mi?
Her şey mümkündür. Nitekim CHP de baştaki kabul tavrından çark etmeye başlamıştır.
CHP’nin dönüşünde de Büyükşehir tasarısının etkisi vardır.
Ama ana muhalefet seçilme yaşının 18 yerine 21’e düşürülmesini karşı teklif olarak öne sürmekle manevraya başlamıştır.
AKP sözcülerinin dün verdikleri ılımlı tepkiler sertleşebilir.
Hiçbir partinin karşı tarafın zorluğunu kötüye kullanmasa kolayca bulunabilecek orta yollar bir anda kaybedilebilir.
Oluşan gündem, AKP’nin ezici sayı üstünlüğünden doğan kibir havasını değerlendirip bu itici tutumdan uzaklaşması gerektiğini saptayacağı fırsattır.
Büyükşehir tasarısının korkulan sonuçlara açık olmadığına muhalefeti ikna etmek iktidar partisinin ne kadar borcu ise 18 yaşında milletvekili seçilmenin Türkiye şartlarında çok erken olduğunu, 21 yaşın daha doğru işleyeceğini savunmak ve ikna şansına sahip olmak muhalefetin o kadar hakkıdır.
Meseleler genel kurulda bilek güreşi ile değil, daha önce diyalogla çözülmeli.
“Kanırta kanırta kazanmak” alışkanlığı demokrasiyi zedeliyor.
Bu alışkanlık, başkanlık sistemi lobisi yapanlar hesabına da ikna edici olmuyor, korkutucu oluyor!
Laik hukuk devleti testi
Ömer Hayyam’a ait bir dörtlüğü kullandığı için mahkemeye verilen Fazıl Say bir şey kaybetmez ama Türkiye çok şey kaybetmiş olmalıdır.
İlk tuhaflık Ömer Hayyam’ın bin yıl sonra bir Türk mahkemesinde uluslararası değere sahip bir Türk sanatçının şahsında yargılanıyor olmasıdır.
Eminim ki dünyayı şaşırtmamıştır haber.
Çünkü dünya bizdeki insan hakları ve özgürlüklerin kalitesini biliyor. AB yeni açıkladı.
Dışarıda Türk dendiğinde akla ilk gelen üç dört isimden biri olan Fazıl Say’a reva görülen muameleye üzülmüşlerdir.
O şimdi, uluslararası ailenin duyarlı kesimlerinin esirgeme duygusu ile aklından çıkarmadığı bir mağdurdur.
Financial Times gazetesi, böyle saçma bir nedenle, “dini değerleri aşağıladığı” gerekçesiyle yargılanmakta olan Fazıl Say’ın şahsında “Türkiye’de laik sistemin direncinin test edildiğini” yazıyor.
Mahkemenin Say’ı duruşmalardan vareste tutması, laik hukuk devletinin geleceği için küçük de olsa bir teselli ışığıdır!

