Referandum, bilimsel gerçekleri inkâr eden, önermeleri reddeden bir inat üstünde yapılıyor.
Elmalarla armutların aynı sepete konulup sayılmasından daha aşırı bir yanlış var bizim referandumda.
Elma ile armut hiç değilse iki meyvedir; bizim yapacağımız Evet ve Hayır seçiminde karpuzla şişe açacağı, araya sokuşturulmuş siyah zeytin, peynir, süpürge gibi şeyler aynı paketin içinde toptan kabulümüze sunulmaktadır.
İktidar çevrelerinin sıkıştıkları zaman referans gösterdikleri AB’nin hukuk normu üreten merkezleri aylar öncesinden “Böyle referandum olmaz” diye bağırdıkları halde “milli irade öyle buyuruyor” dendiği için söylenenlere kimse kulak asmamıştır.
Bu istismarcı bir kolaycılıktır.
Süsler seçim hilesi
Oysa dürüst bir tartışma zemini mevcut olsa halk iktidarın gerçek niyetini öğrenirdi. Bizde kalabalıklar sadece kendi liderlerini dinliyor.
O nedenle kolay kandırılıyor.
Yargıyı ele geçirmeye çalışan iktidarın referandum paketinde asıl niyetini gizleyen süsler kullanması bundandır!..
Mesela... Pakette devletin “her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyacağı”na dair hüküm var.
Devletin bugün böyle bir yükümlülüğü yok mu?
Var... Bu yükümlülüğü Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi getiriyor. Üstelik bu uluslararası sözleşme, Anayasa hükmü gücünde iç hukuk kuralı haline gelmiştir.
Yani bu maddenin getireceği bir yenilik olmayacaktır. Amaç sadece iktidarın Anayasa Mahkemesi’ni ve HSYK’yı ele geçirme kastını milletin gözünden kaçırmaktır.
Yani “Hayır” çıkarsa çocuklara kötü muamele meşru hale gelmeyecektir.
Pakette bir sürü tuzak var böyle. Ama konu artık iktidarla ilgili bir güven oylaması haline dönüştüğü için bu cinlikleri teşhir etmenin yararı olmuyor.
Dengeyi ne değiştirir?
Keşke referandum kendi mantığı içinde tartışılabilseydi. O takdirde Hayır çıkması ihtimali daha fazla yükselirdi.
Çünkü yargısı siyasi iktidar tarafından zaptedilmiş bir ülkenin dikta zalimliğine mahkûm olacağını halka anlatmak o zaman daha kolay olurdu.
Halbuki şu anda saflaşmayı siyasi kutuplaşmalar belirlediği için Evet ile Hayır dengesi neredeyse atbaşı gitmektedir.
Bağımsız araştırmacıları tahmin yaparken önce bu durum zora sokuyor. Üstüne bir de korktukları için “Hayır” oyu kullanacaklarını saklayanlar ve çevrelerinde ayıplanacakları endişesi ile “Evet” oyu vereceğini gizleyenler sorunu ekleniyor.
Ne kadar üzücü bir durum değil mi?
Çünkü demokratik sistem zaten yıllardır ateş altında tahrip edilmiş; rejimin temel kurumları umutsuz bir direniş sürdürmektedir.
12 Eylül’de demokrasinin yaralı güçleri ya yeni bir dirilme fırsatı ele geçirecek veya son darbeyi yiyecektir.
Ve bu sonucu dürüst bir demokratik tartışma belirlemeyecektir.
Kaderimizin en sonunda korku oyları ve ayıp oyların yarışına kilitlenmiş olması ne kadar acı?
Korkanlara cesaret dileriz. Ayıplanma endişesi taşıyanlara gelince.. İnşallah onlar da kendilerinden utanırlar!
Korku ve ayıp...
Haberin Devamı

