Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun azınlık hakları raporu ortalığı ayağa kaldırdı.
Çünkü kurul, özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik bir içerikte yeni bir anayasa yapılmasını, eşit haklara sahip vatandaşlık temelinde farklı kimlik ve kültüre sahip kişilerin bu haklarını korumak ve geliştirmekte güvenceye sahip kılınmalarını öneriyor..
Avrupa Birliği'nin de önümüze getirdiği bu mesele belli ki "azınlık" kavramına yeni bir tarif oluşturmamızı gerektirecektir.
Evet, kurulun raporu Anayasamızın değiştirilmesi teklif edilemeyecek 3. maddesini dahi eskimiş buluyor. Bu madde "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir" diyor.
Kurulun raporu ise "Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğü" nü tartışmasız kabul etmekle beraber "Milletin bölünmez bütünlüğü" kavramını, milleti oluşturan çeşitli alt kimliklerin inkârı anlamına geleceği için çağdaş demokrasinin özüne aykırı buluyor.
Lozan uygulansa
Aynı şekilde "devletin dili" olmayacağı için Türkçenin "devlet dili" değil "resmi dil" olarak tanımlanması gerektiğini savunuyor.
"Değiştirilemez anayasa maddeleri"ni bile tartışabilecek özgüvene artık sahip olmalıyız. Çünkü Türkiye böyle tartışmalar yüzünden bölünüp parçanacak kadar güçsüz değildir.
Bu arayışlar, AB'ye üyelik yolunda karşı karşıya kalacağımız değişim taleplerine uyanacak alerjilere karşı bizi önceden hazırlayacaktır.
Nitekim aynı raporda yer alan şu değerlendirme düşündürücüdür: "Türkiye Lozan'ı da gerektiği gibi uygulamamaktadır!"
Cumhuriyetin temelini oluşturan bu anlaşma tam uygulanmış olsaydı belki AB ile tam üyelik müzakereleri öncesi "azınlık" önermelerine muhatap olmayacaktı.
Çünkü Lozan'ın 39'uncu maddesi, din, inanç ve mezhep farkı gözetilmeden bütün Türk vatandaşlarına "dilediği dili ticarette, açık ve kapalı toplantılarda, her türlü basın ve yayın araçlarında kullanma" hakkını getirmektedir.
"Gönüllü yurttaş"
Bu hakları hayata geçirme basiretini şimdiye kadar gösterebilseydik bugün "uluslararası koruma altında azınlık yaratma" çabalarının onur kırıcı baskılarına kuşkusuz muhatap olmayacaktık.
Raporda da belirtildiği gibi Lozan kaynağına dönmek, yani bu sorunlan AB zoruyla değil, Türkiye'nin kendi iradesiyle çözmeye çalışmak şansı hâlâ vardır.
Birbirimizden şüphe ederek kamplaşmak yerine raporun şu görüşünde buluşamaz mıyız acaba?
"Devletin kendi insanına daha insanca muamele yapmasının ülkede birlik ve beraberlik açısından çok yararlı olacağına kuşku yoktur. Çünkü 'zorunlu yurttaş'lardan oluşan bir ülke zayıf bir ülkedir. İnsanları mutlu ederek onları 'gönüllü yurttaş'lar haline getirmek bizzat devleti kuvvetlendirecektir.
Devletin en az çekineceği vatandaş, hakkını verdiği vatandaştır."
Korkmadan
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun azınlık hakları raporu ortalığı ayağa kaldırdı
Haberin Devamı

