Köprüde ilk iş..

Türkiye'de kamu yönetimi, çağdaş yaşamın talep ettiği kalite düzeyinin gerisinde kaldı

Haberin Devamı

Türkiye'de kamu yönetimi, çağdaş yaşamın talep ettiği kalite düzeyinin gerisinde kaldı.

Deprem korkusu ile yaşamamızın sebebi budur. Boğaz Köprüsü'nden geçenlere ecel teri döktüren sebep de..

Kar ve fırtına köprünün askı halatlarından birini koparmasaydı belki ulusal yas sebebi olacak bir felâkete kurbanlar verdikten sonra uyanacaktık.

Peki köprünün "yoruldum" diyen mesajını aldık ve gereğini yapıyor muyuz?

Hayır.. Aynı deprem konusunda olduğu gibi her kafadan bir ses çıkıyor. Oysa öncelikleri iyi saptanmış bir tedbirler dizisine ihtiyaç var ve güvenliği artırmak yolunda para ve zaman gerektirmeyen acil adımlar atılması lâzım. Meselâ...

Bir gün bile kaybetmeden köprünün Anadolu yakasına konulan gişelerini Avrupa yakasına aktarmak..

Bir VATAN okuru hatırlatıyor: 31 yaşına giren köprünün açılış töreni halka açık yapılmış, ertesi gün gazeteler, kalabalığın bir tarafa yığılması yüzünden köprünün "büyük tehlike" atlattığını yazmıştı. Teknik adamlar da daha o gün "böyle sabit yüklenmelerin köprüyü tehlikeye soktuğunu" söylemişlerdi.

Köprüden 2010 yılında geçmesi beklenen araç sayısına 1980'1erde ulaşıldı. Anadolu yakasındaki gişeler yüzünden köprünün bir tarafında, hele karlı ve fırtınalı günlerde yoğun yığılmalar yaşandı. Bu tecrübenin ışığında ikinci köprünün gişeleri Avrupa yakasına kuruldu ama Boğaziçi Köprüsü'nü koruyacak adım atılmadı.

Niye? Cevabı yok!

Bizce temel sorun, kamu kurumlarının başına getirilen kişilerin bu postları liyakatleri ile değil, siyasi ulufe olarak almaları.. Çoğunun hayatla, örgütle, hizmetin üretilip sunulduğu aşamalarla ilgisi olmuyor. Sırça köşklerinde kendilerine o koltuğu veren siyasi iradenin "emir çavuşu" oluyorlar. Öyle olmasa, Boğaz Köprüsü ile ilgili sorunumuz olmazdı bugün.. "Depremlerde niçin bu kadar çok kurban veriyoruz?" sorusuna depremlerden sonra cevap aramazdık.

Neyse, köprüyü güçlendirmek için umuyoruz gereken yapılacaktır.

Ama gişelerin doğru yakaya aktarılması.. Bu hemen yapılmalı!

İnkâr ve iftira..
15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal eden yabancı güçlere ilk kurşunu atan kişi, gazeteci Hasan Tahsin'dir.

Milli Mücadele'nin ilk kurşununu o sıkmış ve şehadeti ile kurtuluş ve bağımsızlık ruhunun ateşini yakmıştır. Türklüğe adanmış cesur ve temiz bir yaşamın son rütbesi olmuştur ona şehitlik.

İslamcı bir gazete, onun "Sabatayist ve terörist" olduğunu yazdı, "sonradan imal edilen bir efsane ye benzetti ve İzmir'deki anıtına "felâket bir heykel" diye saldırdı.

Hasan Tahsin'le ilgili araştırmalarda ve onun anıtlaşmasında emeği geçen bir gazeteci olarak bu saygısızlığı kınıyorum.

Kurtuluşun ve Cumhuriyet'in yolunu açan kahramanlan inkâr eden, onlara iftira eden zavallılara da acıyorum.

Çünkü "Müslümanım" diyen bir insanın, ezanlara özgür semalar kazandıran kahramanlara saygısızlık etmesi düşmanlık bile değildir, zavallılıktır.
Allah yardımcıları olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR