Erbakan hocamızın “üçüncü şahlanış”ı milletimize ve İslâm âlemine mübarek olsun!
Milli Görüş partilerinin kurucusu ve lideri Necmettin Erbakan dün “memnu haklarının iade edilmesine” ilişkin mahkeme kararını elinde sallaya sallaya “aktif siyasete döndüğünü” açıkladı.
Saadet Partisi yeni Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’la son seçimlerde büyük hamle yapmış, genç liderinin performansı ile AKP’ye ciddi bir rakip olacağı görüntüsü yaratmıştı.
Erbakan Hoca bugün 83 yaşında ve siyasi yaşamının 40’ıncı yılında.
Siyasete hangi konumda dönecek?
Herkes bu sorunun cevabını merak ediyor. Hoca da kendine özgü kıvraklığı ile her yöne çekilen cevaplar vererek bu merakı tahrik ediyor.
Oysa daha önemli bir soru var:
Erbakan hapis cezasını evinde çekerken Cumhurbaşkanı Gül, Anayasa’nın kendisine verdiği af yetkisini kullanmıştı. Kararını da Adli Tıp tarafından rapor edilen “sürekli hastalık” gerekçesine dayandırmıştı.
Tarih 2008 Ağustosu idi.
Sürekli hastalık pençesinde acı çektiği sanılan adam sekiz ay sonra yandaşlarının “Mücahit Erbakan” tezahüratı arasında geri dönmüştür.
İntikam operasyonu gibi... Ama bu operasyon adalete ve dürüstlüğe dayanmıyor. Türk Milleti kandırılmıştır.
Bilindiği gibi laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle partisi kapatılan Erbakan Hazine’ye iade etmek zorunda oldukları parayı buharlaştırdıkları gerekçesiyle yargılandı.
“Kayıp Trilyon Davası”nda siyaset yasağı ve hapis cezasına çarptırıldı.
Ama eski öğrencilerinin kurduğu parti iktidardaydı. Önce Ceza İnfaz Kanunu’nda Hoca’ya özel bir değişiklik yaparak hapis cezasını ev hapsine çevirdiler.
Yetmedi, Cumhurbaşkanı Gül “sürekli hastalık” gerekçesiyle cezayı tümden kaldırdı.
Hoca dünkü sürprizi ile merhametlerini kötüye kullandığı eski adamlarına “geçmiş olsun” demiştir.
Adli Tıp raporunda “sürekli hasta” yazıyor olduğuna bakmayın, o “cumartesi günü İran’a” gidiyor...
Atalarımız “horoz ölür gözü çöplükte kalır” demişler. Bu açıdan bakınca Erbakan’ın siyasetten ve İran’dan vazgeçememesini anlıyoruz.
Ama Hocaları için adaleti delik deşik eden iktidarın ve Cumhurbaşkanı Gül’ün yapabileceği bir şey yok mu?
En azından bir özür mesela...
İğrenç bir oyun
Ergenekon’un birinci iddianamesi büyük ölçüde Tuncay Güney’in 9 yıl önce polise verdiği ifadelere dayanıyordu.
MİT mahkemeye, Güney’in o ifadeleri işkence altında verdiğini kanıtlayan ses kayıtları gönderdi.
Ardından Güney’in 32. Gün programına yaptığı açıklamaları ürpererek izledik.
Polisteki ifadeleri nedeniyle lanetlenen bu adam, hedef olduğu vahşet karşısında “Roma’yı da ben yaktım; ne getirirseniz imzalayacağım” dediğini, dikte edilen herkesi ve her şeyi banda okuduğunu anlattı.
“İşkence gördüğünü niçin daha önce açıklamadı?” diye soranlar oluyor.
Günahını almamak gerek, o ifadelerin işkence altında alındığını defalarca söylemiştir. MİT’in devreye girip işkenceyi saptaması olayı önemli hale getirmiştir.
Şimdi ne olacak?
İşkence olgusu mahkeme için uyarıcı bir gelişmedir. Bu davayı iktidarın, muhaliflerini temizlemek için kullandığını herkes biliyor.
İşkence altındaki dayatmalar da, Tuncay Güney’in birçok muhalife kulp takmak amacıyla kullanıldığını gösteriyor.
Güney’in suçladığı kurbanların ayıklanması adaleti hızlandırdığı gibi, çeteleşmeler varsa onlara giden yolu da kısaltacaktır.
Kim hasta?
Haberin Devamı

