Kilit test

Haberin Devamı

Konya’daki facia, din istismarının öncelikle dine ve dindarlara zarar verdiğini gösteren bir işarettir.
AKP iktidarı kaçak Kur’an kursu açanlara verilen cezalarda indirim yapan yasayı 2005 Haziranı’nda meclisten geçirirken iyi bir iş yaptığını düşünmüştü kuşkusuz.
Ama bugün dönüp baktığımızda şunu görüyoruz:
Keşke muhalefetin itirazını ve Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosunu dikkate alsalardı çünkü Konya’da 18 genç kıza mezar olan o kaçak Kur’an kursu, büyük bir ihtimalle kapalı olacaktı.
Bu adım “halkımız dinini, kitabını öğrenmesin mi?” palavraları ile savunulamaz.
Çünkü 15 başvuru yapılan her yere Diyanet İşleri Başkanlığı bir Kur’an kursu zaten açıyor. Bu kurslar ehil hocalar yönetiminde yürüyor ve düzenli denetleniyor.

Denetim yok

Ama izinsiz kurs açanlara verilen cezayı 3 yıl hapisten 1 yıla indirerek para cezası sınırına çeken, ayrıca kaçak kurslardaki öğretmenleri cezasız bırakan düzenleme, adeta Diyanet’in kurslarına karşı tarikatların kurslarını himaye altına almıştır.
Yasa zeminindeki teşvik, uygulama ile kayırma boyuna yükselmiştir:
Kaçak kurslar öğrenci yurdu diye açılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı denetim görevini yapsa kanunsuzluk ortaya çıkacak. Ama bakanlık yıllardan beri dini sömüren ve tarikatları kayıran bir zihniyetin idaresindedir.
2004 yılında Diyanet’in 4 bin 332 olan kurslarına 128 bin öğrenci devam ederken 2008’de kurs adedi 7 bin 367’ye, öğrenci sayısı 250 bine yükselmiştir. Yaz kurslarına gidenlerin 1,5 milyon dolayında olduğu belirtiliyor.
Buna rağmen her türlü denetimden yoksun tarikat kurslarında beyin yıkama işleminden geçirilen gençlerin, çocukların sayısı azalmıyor, artıyor.
Rakam nereye vardı?.. Kimse kesin bir rakam veremiyor. Yapılan tahminleri de, doğru bilgi olmayacağı ihtimalini ve yaratacağı endişeyi hesap ederek biz vermek istemiyoruz.
Ama sorun önemlidir. Gençlerimiz savunmasız durumdadırlar.
Devletin görevi
Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak devletin görevidir.
İşlenen görev kusurunun sahibi elbette siyasi iktidardır.
Düne kadar halkı yanıltmak ve sorumluluktan yan çizmek belki mümkündü. Ama kapatılmaktan kıl payı kurtulan AKP, laiklik karşıtı eylemlerin odağı bir parti olmanın kötü şöhretini unutturmak borcu altındadır.
Herkesin güvenini kazanması ancak mahkemenin uyarısını dikkate aldığını göstermesiyle, yani dini sömüren çevrelere devlet gibi davranmasıyla mümkündür.
İtibarlı İngiliz dergisi The Economist, mahkeme kararı açıklandıktan hemen sonra Başbakan Erdoğan’ın verdiği sözlere bağlı kalıp kalmayacağına dair kilit önemde testin, kabinede değişiklik yapması ile bağlantılı olduğunu yazdı.
Başbakan Erdoğan kibirinden arınıp kendisini Putin’e benzetenleri utandırarak Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i görevinden alır mı?
Bilemiyoruz... Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin kararını tahmin etmekten daha zor bir soru bu!

DİĞER YENİ YAZILAR