Kılıç şakırtısı

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç’ın konuşmasını uzaktan özgürlük şarkısı gibi dinledik.

Çünkü mahkemenin kuruluş yıldönümü nedeniyle kaleme alınmış olan ve Haşim Kılıç tarafından okunan metinde 33 kez “onur” kavramı geçiyordu.

Neredeyse tüm hak ve özgürlükler, demokrasiden laikliğe, Kürt sorunundan yargı ile ilgili çözümlere kadar insan onuru temelinde değerlendiriliyordu.

Acaba özü ve içeriği de, konuşmanın ana başlıkları kadar umut verici ve tatmin edici mi?

Buna “Evet” demekte fazla acele etmemek gerekir.

Konuşmada Haşim Kılıç’ın barışçı ve özgürlükçü bir hava estirmeye çalışırken, AKP’nin siyasal İslâmla bağlantılı hedeflerine destek verdiğini dikkatli bir göz kolayca yakalayabiliyor.

Başkan Kılıç’ın mahkemeyi temsil yeterliliği konusunda sıkıntısı vardır.

Laiklikle ilgili hemen tüm davalarda oluşan oy çokluğuna karşı azınlıkta kalmış, özellikle AKP’nin kapatma davasında “Siz kimin ve neyin başkanısınız?” dedirtecek bir duruma düşmüştür.

O davada geri kalan on üyeden hiç biri yanında yer almamış, mahkeme tümüyle karşısında bütünleşmiştir.

Varsa yoksa türban

Bu konuşmayı Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatıyla yaptığına göre Haşim Kılıç’ın konuşma metnini önceden mahkeme üyelerine okuması ve onların olurunu alması gerekmez miydi?

Böyle bir jest, nezaketi aşan, kendisinin özel durumundan kaynaklı bir borçtur.

Çünkü Başkan Kılıç, kapatma ve türban kararlarındaki red gerekçelerine meşruiyet kazandırmak için bu fırsatı kullanmıştır.

Buna hakkı olmaması gerekirdi, kullanmakta israrlı ise mahkeme üyelerinin iznini istemesi yerinde olurdu.

Kılıç “Din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin sorunlar çözülmedikçe siyasetin dinden beslenmesi kaçınılmazdır” dedi.

Ayrıca laikliğin bireysel özgürlük alanını daralttığından şikâyet etti.

Bu sözün içerdiği öneri açık:

“Türbanı çöz, siyasetin din üzerindeki etkisi kalksın” demek istiyor. Peki dinin siyaset üstündeki talep ve etkilerine karşı toplumu kim, nasıl savunacak? Bunun cevabı yok!

Kurtarıcı çare önerisi

Aynı şekilde parti kapatma davaları ile ilgili yaklaşımı...

Kılıç “Kapatma davaları demokratik siyasi hayatı biçimlendirme aracı olmaktan çıkarılmalıdır” dedi.

Burada da cezaları caydırıcı olmaktan çıkarmayı öneren bir yaklaşımı var.

Yüksek mahkemenin verdiği bir kapatma kararı, siyasette, partilerde bir özeleştiri ihtiyacı bile doğurmazsa laikliğe kasteden cereyanlara karşı rejimi nasıl koruyacağız?

Haşim Kılıç’ın “denetlenmeyen siyasi iktidarın yaratacağı tehlikelere dikkat” çekmesi, Ergenekon soruşturması sürecinde yapılan usul hataları nedeniyle “insanlık suçu” işlendiği uyarısı yapması kurnazca bir tarafsızlık gösterisidir.

Çünkü buza yazılmış sözlerdir.

Verdiği mesajların “gollük pas” olması, iktidarın niyetleri ile örtüşmesine bağlıdır. İktidar elbet Kılıç’ın türban ve laiklikle ilgili sözlerini değerlendirecektir.

Anayasayı Anayasa Mahkemesi korur ama şu sıralar bu kurumun kendisi korunmaya muhtaç durumda.

Yine de çare var:

Haşim Kılıç zaten siyaset yapıyor. Onu “dışardan bakan” yapıp siyaset dünyasına transfer ederek koltuğunu boşaltmak ne kadar iyi olur?

Başbakan’ın hizmetlerinden dolayı Kılıç’a, kapatma davasındaki kararından ötürü de mahkemeye borcu vardır.

Hem Kılıç’ı hem mahkemeyi kurtarabilir!

DİĞER YENİ YAZILAR