Bir Anayasa Mahkemesi Başkanı, ancak bu kadar gerçekçi ve içerikli konuşur.
Ama başka bir örnekte doğal sayılacak tespit ve yorumlar bizim Anayasa Mahkememizin Başkanı Haşim Kılıç söz konusu olunca şaşırtıcı oluyor.
Çünkü bu değerli tespit ve uyarılar onun ağzından çıkınca inandırıcılık sorunu ile sakatlanmış duruma düşüyor.
Haşim Kılıç’ın dün Uluslararası Yargı Reformu Sempozyumu’nu açarken söyledikleri yine de “İyi ki devletin hafızasına yazıldı” dedirtecek sözlerdir.
Türkiye bir çok alanda aşama denilecek önemli değişiklik geçirirken bazı alanlarda geçen yüzyılın “kanun devleti” eskimişliği içinde acı çekiyor.
Kötü tecrübeden en büyük payı da maalesef yargı alıyor.
Yasamanın yürütmeye bağımlı hale geldiği bir yerde demokrasi kalitesini kaybeder ama kör topal yaşamaya devam eder.
Fakat yargı erki yürütmeye tutsak hale gelmişse orada yolun sonu görünmüş demektir.
Haşim Kılıç’ın şu sözü dikkat çekici:
“Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi bugün de siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz..”
Bu sözler, bir baskının varlığını duyuruyor.
Hakimin endişe, korku, ideolojik baskı, dostluk ve düşmanlık duygularından arındırılması gerektiğini, aksi halde tarafsız bir yargı oluşumu sağlanamayacağını söylüyor.
Ve şu çok önemli mesaj:
“Yapılacak reformların, geçmişten intikam alma aracı olarak kullanılması gibi bir yanlışlığa düşülmemelidir!”
Tabii şimdi Kılıç’ın keskinliğinden etkilenenler ister istemez HSYK’nın yargıçlar ve savcılar üstünde estirdiği baskı havasını neden görmediğini soracaklardır.
Yargı alanında topyekün bir çağ atlama olayı hayal edemeyiz. Doğru adımları küçük de olsa kazanç saymak durumundayız.
Haşim Kılıç dünkü konuşmayı, Cemaat ile AKP’yi karşı karşıya getiren MİT krizinden önce yapsa söyledikleri elbette daha yerinde ve daha değerli olurdu.
Ama gecikmeli de olsa, içinde siyasi yatırım da barındırsa, doğruların söylenmesi, hukuk devleti idealine hizmettir.
Bu uyarı ve öneriler umarız yeni Anayasa yapalırken de unutulmaz...
Ne zammı bu?
“Pahalı geliyorsa kullanma kardeşim” diye kestirip atılacak şeyler değil bunlar.
Zengin-fakir herkes doğalgaz ve elektrik kullanmaya mecbur.
O nedenle hükümetin zam yaparken halka hesap vermesi, talep ettiği zammın bir mecburiyet olduğuna tüketiciyi ikna etmesi borçtur.
Dün hiçbir demokrasi ülkesinde görülmeyecek bir manzara yaşandı Türkiye’de:
TV’lere çıkan ekonomistler bu zammın nedenini açıklayamıyorlardı.
Çünkü doğalgazın fiyatı dışarda düşerken bizde yüzde yirmiye yakın zam görüyordu.
İki zam, enerji politikamızın başarı ile yürütülmediğini anlamamızı sağlıyor.
Niye dünyada fiyatı düşerken biz doğalgaza daha çok para ödüyoruz?
Niçin Türk vatandaşı dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanmaya mahkûm oluyor?
Başbakan dün bir toplantıda Türkiye’nin geçen yıl dünyada en hızlı büyüyen ikinci ülke olduğunu söyleyerek övünüyordu.
Ama emin olsun ki geçim sıkıntısı çeken halkın kaygısını bu müjde unutturmayacaktır.
Hükümet artık görmeli:
Türkiye’nin enerjideki bağımlılığı teslimiyet derecesine vardı. Üretimimiz yok derecesinde, depolama imkânımız çok yetersiz.
Bu durum bizi spot piyasanın yağlı müşterisi durumuna sokuyor.
İstenen fiyatı ödemek zorunda kalıyoruz.
Öyle olunca da... Büyüdüğümüzü sanıyoruz ama sadece cari açığımız büyüyor!
Keskin Kılıç!
Haberin Devamı

