Tarafsız görünmeye çalışan taraflı bir yargıçtan daha sinir bozucu az şey vardır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın mahkemenin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmadan bahsettiğimi tahmin etmişsinizdir.
Dinci partilerin taraf oldukları davalarda hemen daima onlardan yana oy kullanan Haşim Kılıç’ın, yaptığı son konuşmada tarafsız bir görüntü çizmek için çok çaba harcadığı hemen fark edildi.
İktidar uygulamalarından kaynaklanan haksızlıkları eleştirmek mecburiyetine düştüğü her meselede muhalefeti ve mağduriyete uğrayanları da eleştirmekten, hatta suçlamaktan geri durmadı.
En dikkat çeken çelişkisi de mahkemelerdeki tutuklama rejiminin ekseninden kayarak “erken cezalandırma” uygulamasına dönüşmesine yönelik yakınmalar konusunda yaptığı değerlendirmede kendini gösterdi.
Cezaevlerindeki tutuklu sayısı hükümlü sayısını geçmiştir. Bu durum tutuklama tedbirinin saptığını, yanlış kullanıldığını açıkça gösteriyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı, daha önce bu tablo kimseyi rahatsız etmiyorken şimdi (Ergenekon gözaltıları ve tutuklamaları nedeniyle) itibarlı, rütbeli, makam sahibi insanların bu sayıya dahil olmaları yüzünden konuşulmaya başlanmasını sert biçimde eleştirdi.
“Daha önce bu durumu görmeyenler her ne olduysa bugün yargıdan en çok şikâyet eden konumuna gelmişlerdir” dedi.
Usul yasalarının yanlış ve yanlı uygulandığını generaller, profesörler, gazeteciler kitle halinde tutuklanmasa biz, yani medya dahil sade vatandaşlar nereden bilecekti?
Elbette bunu bizden önce, siyasi amaçlı kitlesel tutuklamalar başlamadan evvel yüksek yargının görmesi gerekirdi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bu şikâyet ve eleştiriler karşısındaki tutumu, eli sopalı bir gardiyanın tutuklu ailelerini azarlamasını anımsatıyor:
“Garibanların uğradığı adaletsizliğe sustunuz, şimdi rütbeli, makam sahibi insanlar için bağırıyorsunuz. Kesin sesinizi!”
Adalet eşitlik demekse bu eşitliği zulme dönüşmüş cezada yaratmamak lâzım; öyle değil mi?
Roller değişince...
Ana muhalefet partisi lideri Baykal
23 Nisan vesilesiyle ciddi uyarılar yaptı.
Bu uyarıların iktidar üstünde etki yaratması beklenemez. Çünkü AKP yanlış bir yola sapmış da kaybolmuş değil; seçimi bilinçlidir. Baykal da bunu bildiği için halkı uyarmaktadır:
“Din temelinde ayrışmaların, cemaatleşmelerin eğitimi, hukuku, yargıyı, emniyeti yönlendirmeye başlaması, buna seyirci kalınması tarihi bir gaflet olacaktır.”
“Parlamento çoğunluğu yasamayı, yürütmeyi, basını, şirketleri vesayet altına alması için bir lidere teslim etmişse duvarlarda ‘Egemenlik Milletindir’ yazması bir anlam taşımaz...”
23 Nisanların öbür bayramlardan farklı eğlenceli bir tarafı var. Bir gün için çocuklar büyük gibi, büyükler çocuk gibi davranma hakkını kullanıyorlar.
Dün Başbakan’ın koltuğuna oturan Elgin Koçubaba başkanlık sistemi hakkında şunları dedi: “Başkanlık sisteminin gelmesini istemiyorum. Ulu önder Atatürk ülkemiz için Cumhuriyet’i uygun gördü. Ülkemiz için en iyisinin Cumhuriyet olduğunu düşünüyorum.”
Tayyip Erdoğan’ın koltuğunu devrettikten sonra Elgin Koçubaba’nın “Başlayayım mı?” sorusuna verdiği cevap da çarpıcı idi:
“Yetki artık senin. İster asarsın, ister kesersin. Her şey sende!”
Gördüğünüz gibi ikisi de rollerini başarıyla oynadılar.
Yetişkin yerine geçen çocuk da çocuğu oynayan yetişkin de!..
Kesin sesinizi!
Haberin Devamı

