Kazıklı tecrübe

Bir banka yıllarca devletin gözü önünde sahibi tarafından soyuldu. Şimdi bu parayı biz ödeyeceğiz. Başbakan Yardımcısı Şener dün İmar Bankası'nın halktan 9 katrilyon lira toplayarak kayıtları imha ettiğini söyledi

Haberin Devamı

Bir banka yıllarca devletin gözü önünde sahibi tarafından soyuldu. Şimdi bu parayı biz ödeyeceğiz.

Başbakan Yardımcısı Şener dün İmar Bankası'nın halktan 9 katrilyon lira toplayarak kayıtları imha ettiğini söyledi.

Bu hesapların 50 milyar liraya kadar olan kısmı devlet garantisi altındaydı. Garanti edilen paraların ödenmesi devletin borcu idi.

Hükümet dört ay düşündükten sonra nihayet bir ödeme planı açıkladı.

Soygunun ceremesini sonuçta elbette salınacak vergiler yoluyla millet ödeyecek.

O yüzden bazıları İmarzedelere ağzına geleni söylüyor. Yüksek faiz tamahkârlığının bu felâketi doğurduğuna dayanan saldırılar haksızlıktır.

Bakın 378 bin İmar mudisinden 201 bini 10 milyarın altındaki hesap sahipleriymiş.

Ayda 50 milyon lira daha fazla faiz gelirini aradıkları için bu dar gelirli insanları ayıplayanlar, kamu otoritesine dönüp "Bu suç örgütünü niçin yüzdürdünüz? Niçin göz göre göre halkı soydurdunuz?" diye sormuyor.

Sorulması gereken bir soru da şudur:

İmar'a el konulurken devlet garantisi sınırsız hale getirildi. Neden?

Bu sorunun cevabını, trilyonluk hesapların sahipleri açıklanırsa öğreneceğiz.

Devletin, milletin kesesinden kumar oynayanlar asıl onlardır ve niçin kurtarıldıkları da, karar vericilerle olan ilişkileri ve yakınlıkları ortaya çıkınca anlaşılacaktır.

Geç de olsa iktidar doğru bir iş yapmıştır.

Fakat yine de devlet garantisinin ifade ettiği güven duygusu torpil yemiştir.

Mesele şimdi, bu kazığın öğrettiği derslerle sağlam bir bankacılık sistemi kurmak, kamu denetimini güçlendirmek ve halkın gücünü rekabet silâhı olarak kullanmaktır.

Devlet garantisini AB normlarına (35-40 milyar lira) çekmek ve iyi banka-kötü banka ayrımını rekabet zemininde oluşturmak, ilk tedbir olmalı..

Ya Sezer gidince?
Türban krizi bitti mi? Korkarız ki hayır. İlk milli bayramda yeniden uyanacaktır.

Sezer şunu belli etti: "Ben Cumhurbaşkanı olduğum sürece Çankaya türbana kapalı!"

Gerekçesini de şöyle açıkladı:

"Devletin nitelikleri belli, Anayasa'da aktarılmış: Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir hukuk devletidir. Son zamanlarda laikliğe yönelik tavırlar sergilenmek istenmektedir. Ben bunlara fırsat vermem."

Bu sözlerinden Sezer'in türbanı, laikliğe karşı tavırları sergilemenin aracı olarak kullanılan bir siyasal simge saydığı anlaşılıyor.

Başbakan Erdoğan ise laiklikle ilgili bir sıkıntıları olmadığını söylemekle beraber "Cumhuriyet sadece Çankaya'da kutlanmıyor. Yurdun bir çok yerinde kutlama var. Milletvekillerimiz de bu kutlamalara katılıyor" diyor.

Nasıl katılıyor? Türbanlı eşleriyle..

Yani dini simge sayılan türbanın kamu alanında kullanılamayacağına ilişkin yargı karan Çankaya'da Sezer oturdukça hükmünü yürütecek, fakat iktidar etkisinin ağır bastığı valiliklerde geçerli olmayacaktır.

Direniş gösteren vali çıkarsa, onlar da değiştirilecektir.

Belli ki bu sorununun akılcı bir uzlaşma zemininde çözülmesi için çok uzun bir zamana sahip değiliz.

Sezer'in süresi bitmeden bu tartışmayı bitiremezsek, bütün tarafları pişman edecek sonuçlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Özür: Dünkü yazımda, anlam değişikliği yaratan bir dizgi hatası olmuş. Doğrusu şu: "Sorumlu bir iktidardan bayramı boykot görüntüsü vermeden tepkisini belli etmesi beklenirdi."

DİĞER YENİ YAZILAR