Karar verin artık!

Haberin Devamı

Şiddet ve karmaşa birbirini doğuran ve birbiri ile beslenen iki hastalık... Bu ikiz hastalıkla mücadelenin ilâcı bilgi, cesaret ve kararlılıktır.

Oysa PKK terörüne karşı uzun zamandır kararsızlığın çaresizliğini sergiliyoruz.

Uzun zamandır “silâhlı mücadele mi, müzakere mi” seçeneklerinin yol ayrımında bekliyoruz. Oysa cevap tektir:

Elbette ikisi birlikte!..

Terör örgütü elebaşı ile devlet adına görüşmeler yapıldığını dünya biliyor. Öcalan her fırsatta bunu açığa vurarak kendisine siyasi muhatap karakteri inşa ediyor.

Devletin PKK’yı muhatap alması, bölücü taleplerin tırmanmasına, hatta özerklik ilânı gibi emri vakiler yapılmasına sebep oluyor.

Müzakere dahi teröre karşı etkili ve sürekli mücadele eşliğinde yapılmalıdır.

PKK bile hem İmralı’da görüşme yürütüyor hem aynı anda terör eylemi düzenliyor, pusu kurup katliam yapıyor!

Meclis’ten geçen son bir yasa ile terörle mücadelenin profesyonel birlikler eliyle yürütülmesine karar verildi.

Elli bin profesyonel asker TSK hiyerarşisi içinde görev yapacaktı.

Ama Başbakan Erdoğan Kıbrıs’tan dönerken akılları karıştırdı. Silvan’ın kırılma yarattığını söyleyen Başbakan, operasyonlarda artık asker yerine polisin kullanılmasına dönük çalışmalar yapıldığını haber verdi.

Artık toparlanalım;

1. Asker veya polis fark etmez. Hemen karar verelim ve terörle etkin mücadeleye başlayalım. Devamlı karar değiştirmek, halkın ve askerin moralini bozuyor.

2. İmralı’da yürütülen görüşmelerde PKK’yı buyuran, devleti ise yakaran bir rolde gösteren açıklamalara izin vermeyelim.

İdam hükmü müebbet hapse çevrilmiş bir terörist elebaşının her hafta emir ve talimat yağdırmasına izin verilmesi milleti incitiyor.

Onurundan fedakârlığa katlanan devlet barış yapamaz!

Başrolden figüranlığa...

Silvan saldırısı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun verdiği önemli bir kararı örttü.

Hukuk devleti sanki karambolda gol yedi!

Biliyorsunuz, Akademik Personel ve Lisans Üstü Eğitim Giriş Sınavı’nda türbana serbestlik yolunu açan kılavuzun iptali için Eğitim İş Sendikası, Danıştay 8. Daire’den durdurma kararı çıkarmıştı. Oybirliği ileÖ

YÖK buna itiraz etti.

Ve İdari Dava Daireleri Kurulu, sendikanın dava açma ehliyeti bulunmadığı iddiasını yerinde görerek oy çokluğu ile itirazı kabul etti.

Böylelikle üniversitenin bir kapısı daha türbana açıldı.

Yüksek mahkeme, davanın esasına girmemek suretiyle türban konusunda oluşmuş içtihatları dolanmış, çalımlamış oldu.

Bu durum ileriye dönük bir tehlike oluşturuyor. O da mahkemenin artık sendikaları ve meslek kuruluşlarını, kamu menfaatine etkili hukuki sorunlar karşısında taraf görmediğini belli etmesidir.

Amaç iktidara toplum ve yargı denetiminden uzak bir alan sağlamak mıdır?

Yeni Danıştay Başkanı Hüsnü Karakullukçu “Bizim görevimiz idare ile sürtüşme yaratmak değil” demişti.

Dediği elbette doğrudur. Ama iktidar eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetlemek de Danıştay’ın varlık sebebidir.

Bu görev hakkıyla yapılmazsa hukuk devleti biter!

Siz istediğiniz kadar “ileri demokrasi” deyin, birey öyle bir iklimde figüranlığa düşer.

Son karar demokrasiyi biraz daha temelsiz ve sahipsiz duruma sokacak riskli bir adımdır.

Yeni Danıştay Başkanı seçildiğinde Başbakan Yardımcısı Arınç “Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” diye bayram etmişti.

Sevinci sebepsiz değilmiş!

DİĞER YENİ YAZILAR