Karanlığa davet!

Haberin Devamı

Ergenekon soruşturması bağlamında tutuklanan gazeteci Ahmet Şık’ın mektubunu okumalısınız.

Meslek yaşamının tüm mukaddeslerine ihanet ettiği iftirasına hedef olan bu gazetecinin halkın manevi desteğine ihtiyacı var.

Toplum vicdanı onun hakkındaki olumlu kanaati belli etmeli ki kendisi için küfürden beter suçlamalar karşısında yıkılmadan durabilsin.

Ahmet Şık, her türlü güç odağı karşısında yer almaya adanmış gazeteci kimliği ile “Ergenekon örgütünün üyesi olmayı zül sayarım” dediğini ama “Hayır, sen Ergenekoncusun” deyip tutukladıklarını yazıyor.

İktidar yanlısı kalemler bile Şık’ın tutuklanmasına itiraz etmişlerdir.

Kamu vicdanı rahatsızdır. Çünkü o, bir arkadaşı ile beraber kaleme aldıkları Ergenekon’la ilgili iki kitabın yazarıdır.

Mektubunda tutuklanmasının “gazetecilik faaliyeti” ile ilgili olmadığına dair beyanlara değinerek meydan okuyor:

“Benim de bilmediğim deliller varmış. Savcı öyle diyor.

Açıklasınlar delilleri, hepimiz bilelim. Madem gazeteci değilim neden sadece gazetecilik faaliyetimi sorguladınız?

Yazdığım kitapta sizi ürküten konular var diye mi tutukladınız yoksa?”

Ahmet Şık burada, tutuklamanın Gülen cemaati ilişkilerine büyüteç tutan “İmamın Ordusu” adlı kitabının bedeli mi olduğunu soruyor.

Masum birinin bir gününü bile hapiste geçirmesinden daha büyük vebal yoktur. Hukuk devletinde bu vebali mazur gösterecek bir hedef, bir sebep söz konusu olamaz.

Ortaya çıkan haksızlık ve hukuksuzluklar şimdiye kadar “Geçmişin karanlıklarını aydınlatacak bir hareketin ufak tefek yol kazaları olur” bahanesi ile geçiştirilmeye çalışıldı.

Ama son toplu tutuklamalar bambaşka bir görüntünün çıkmasına sebebiyet veriyor.

Ergenekon karanlık bir dönemi aydınlatma rotasından çıktı ve sanki karanlık bir dönemin ortaya çıkmasını önlemek için yürütülen bir faaliyete dönüştü!

İktidar bu yanlışı düzeltmek için her şeyi yapmalıdır.

Ama bakıyoruz Başbakan tam aksi yönde hareket ediyor. Dünkü meclis grubunda daraldığından şikâyet ettiğimiz özgürlükler hakkında konuşurken yine sık sık 28 Şubat sürecine göndermelerde bulundu.

Vazgeçmeli bu alışkanlığından.

Kendisini intikamcı görüntüye sokan üslup AKP’ye seçimde yeni oy getirir mi bilemeyiz ama hasret kaldığımız huzur ve mutluluğu getirmeyeceği muhakkaktır!

Parti devletine...

Emniyet Genel Müdürü Köksal’ın bir ay önce yaptığı şu konuşma işaret fişeği idi:

“Bize maddi olarak her türlü desteği sağladınız ama en sıkıştığımızda sizin çıkıp o polis teşkilâtını savunmanız yok mu; bizi o bitiriyor efendim!”

Başbakan’ı bile tebessüm ettiren bu konuşmanın haber verdiği hedef dün gerçekleşti ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal, seçimde AKP milletvekili adayı olabilmek için görevinden istifa etti.

Basını özgür bir ülkede olsaydı bu bürokrat, milletvekili adayı olmak için değil “O konuşmadan sonra Emniyet’in başında olmaması gerektiği için” istifa etmeye mecbur bırakılırdı.

Bizdeki durum sanılandan da kötü. Çünkü milletvekili seçilemediği takdirde öteki bürokratlar gibi eski görevine dönebilecektir.

Çok yanlış bir şey değil mi?

Devletin silâhlı gücü olan polisin başına siyasi tercihi ve kimliği bu kadar açığa çıkmış biri getirilmeli mi?

İleri demokrasi gösterip parti devletini getirmek olmaz mı?

DİĞER YENİ YAZILAR