Doğal afetin en tahrip edici olanı nedir? Deprem mi, sel mi, kasırga mı?
Aklını zenginliği ile paralel geliştirmiş milletler sayesinde öğrendik ki, en tehlikeli doğal afet önceliklerini bilmeyen, öngörü ve planlama yeteneğine sahip olmayan toplumlardır.
Türkiye’de binlerce insanın ölümüne sebep olan büyüklükte depremlerin Japonya’da bir kediye bile zarar vermemesi, bazılarının dediği gibi takdir-i ilâhi midir? Hayır.
Allah’ın kullarına adaletle dağıttığı aklı buradaki kullarının kullanmayı bilememesidir.
Büyüklüğü 7’nin üstünde bir deprem İstanbul’un alın yazısı gibi:
Dokuz saniye sonra da, otuz yıl sonra da vurabilir ve 21’inci yüzyılın en büyük felâketlerinden birini getirebilir.
Bilim adamları bu ayıplı kaderi değiştirmek için belli aralıklarla uyarılar yapıyorlar. Kamu kaynaklarını depreme dayanıklı kentler yaratmada kullanmak yerine yandaşlarına yağmalatmayı daha gerçekçi bulan iktidarlar uyduruk gündemlerle halkın dikkatini dağıtıyor.
Tek şansımız uyanmak ve Ankara’ya baskı oluşturmaktır.
Deprem hocaları Ankara’da hemen alârma geçecek ciddi devlet adamları bulacaklarını bilseler, halkın telâşa kapılmasına meydan vermeden uyarılarını gizlilik içinde yapabilirler.
Ama öyle bir şans yok. O nedenle korkuyu kamçı gibi kullanmak zorunda kalıyorlar.
Düne kadar bunu üniversite hocaları yapıyordu.
Dün en yetkili kurum olan Kandilli Rasathanesi aynı silâhı kullandı.
Rasathane Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay “Marmara’nın güneyinde de kuzeyinde de hareketlilik var. Saros Körfezi açıklarında da var. Dolayısıyla deprem beklentisi olasılığı yüksekliğini koruyor” dedi.
Bu açıklama önemli bir dönemeçtir.
Deprem henüz olmadı ama felâketini yaşamaya çoktan başlamış haldeyiz!
Maazallah!
AKP bu savunma ile mahkemeyi ikna edeceğini sanmıyor herhalde.
“Partinin hiçbir Avrupa ülkesinde bulunmayan bir yasağı (türban) kaldırmaya çalışmasını laiklikle ilişkilendirerek Anayasa’ya aykırı saymak doğru değildir.”
Bu savunmaya, demokrasi ile İslâmı bir arada yaşama başarısını Türkiye’ye kazandıran tecrübede laikliğin taşıdığı vazgeçilmez önemden habersiz insanlar inanabilir ancak.
Bir de din devleti tehdidini 5 asır geride bırakan toplumların üyeleri. Ve galiba AKP’nin hedefi de onlar...
Ama iş kazaları oluyor.
İranlı kadın gazeteci Pervin Ardalan dün “Türkiye İran olur mu?” diye soran TV muhabirine “Gözünüz açık olsun” dedi.
İran’da baş örtüsünün “ister takın, ister takmayın” diye başladığını, oradan resmi dairelere geldiğini ve sonunda tüm kamu alanını kapladığını anlattı.
AKP’nin savunmasını okuyunca İranlı Pervin Ardalan’a verdikleri Olof Palme Barış Ödülü’nü inşallah geri almazlar!

