Başbakan dün İstanbul’da toplanan Ulaştırma Şûrası’nda konuşuyordu.
Hani bayram namazlarında bazı hocalar “Niye bayram dışında caminin yolunu unutursunuz?” diye cemaati paylarlar ya; Başbakan’ın tavrını, ses tonunu ona benzettim.
İstanbul’a üçüncü köprü ile ilgili çelişkili haberlere noktayı koyabiliriz.
Başbakan dün kendine özgü üslubu ile üçüncü köprüyü kesinleştirmiştir. Ve bu haberi verirken demokratik bir ülkede yapılması çok doğal eleştirilerin sanki önünü kesmek için asabi bir ton kullanmıştır:
“Üçüncü köprüye karşı çıkılıyor. Bugün karşı çıkanlar birinci köprüye de karşı çıkmışlardı. Sonra utanmadan, sıkılmadan o birinci köprünün üzerinden seyahat ettiler. İkinci köprüye de karşı çıktılar, sonra utanmadan, sıkılmadan o köprünün üzerinden de geçtiler!”
Bunun nesi kötü?
Yapılan her köprü kentin nüfusunu birkaç milyon artırıyor. Göçlerle tetiklenen kaçak ve kontrolsüz yapılaşma, ancak 8 şiddetinde bir depremin düzeltebileceği (!) şehircilik ucubeleri yarattı İstanbul’da.
Oysa demokrasinin erdemine inanmış bir Başbakan bu konuda tereddüt ifade eden çevreleri susturmaya değil gerekliliğine ikna etmeye çalışmalı; öyle değil mi?
Tayyip Erdoğan “sıfır muhalefet bir ülke” mi hayal ediyor? Onu inşa etmeye mi uğraşıyor?
Eğer öyle ise bu hedefini revize etmelidir. Çünkü asabiyet sâri bir hastalıktır. Yukarıdan pompalanınca hızla aşağı doğru yayılıyor ve her yer dinamit deposuna dönüyor.
“Ne bakıyorsun?” sözü bile kavga nedeni olabiliyor.
Karizmatik bir kişiliğe sahip olduğunun söylenmesi, öğrendiğimiz kadarıyla Başbakan’ı hep memnun edermiş. Ama bu ayrıcalığın yüklediği sorumluluğu ihmal etmemeli.
Karizmatik liderler toplumlarına rol modeli olurlar.
Eleştiri kaldırmayan, muhalefete tahammülü olmayan bir Başbakan halkına iyi örnek olamaz!
Siyasetçi böyle olur
Almanya’dan gelen seçim haberleri arasında genç bir Türk kadını olan Sevim Dağdelen’in başarısından sanırım siz de etkileneceksiniz.
Sevim Dağdelen’in 16 yaşında Düsseldorf Havalimanı temizlik işçisi olarak başlayan 18 yıllık hikâyesine sendika üyeliği, hukuk öğrenimi ve iki dönem milletvekilliği sığıyor.
Geçen dönem Sol Parti’nin meclisteki göç ve uyum politikaları sözcüsü olan Sevim Dağdelen, kazandığı seçim zaferinden sonra şöyle konuşmuş:
“Yeni dönemde daha güçlü bir muhalefet gerekecek. Özellikle ekonomik krizin emekçilerin sırtına yüklenmesine, sosyal eşitsizliğin derinleştirilmesine, yoksulluğun artmasına ve göçmenleri dışlayıcı politikalara karşı daha fazla mücadele etmemiz gerekecek.”
Siyasete giren herkesin, Sevim Dağdelen’in tarif ettiği gibi hedefleri olmalı.
Çünkü onun Almanya’da varlığını tespit ettiği ve savaşacağını taahhüt ettiği sorunlar ve haksızlıklar Türkiye’de misliyle mevcuttur ve işsiz kitlelerle dar gelirlilere hayatı zindan etmektedir.
Ama bizim milletvekillerimizin böyle dertleri yok. Çünkü onlar kendilerini halka beğendirmeye mecbur değiller.
Sevim Dağdelen’i parti tabanından gelen seçiciler seçiyor, bizimkileri liderler tayin ediyor.
Hiç değilse solcu partiler önümüzdeki seçimde çıkaracakları adayları bizde de halka seçtirmeyi ve Deniz Feneri soygununa bile “emir büyük yerden” geldiği için susan iktidar grubuna karşı bir farklılık yaratmayı acaba düşünmezler mi?
İyi örnek değil
Haberin Devamı

