Anayasa Mahkemesi’nin görevi laik ve demokratik rejimi korumaktır.
Yargıçlarının herhalde hiçbiri “Partileri ve siyasetçileri ele geçirsek de paralasak” takıntısı içinde olamazlar.
Belki tam tersine kapatma kararı verirken görevlerini yerine getirmenin huzuru, parti kapatmaya mecbur kalmaktan doğan üzüntülerinin altında eziliyordur.
İlk günden beri AKP’yi Yargıtay C. Başsavcısı’nın iddianamesi karşısında vakarla davranmaya, adalete, yargıya güven duyduğunu göstermeye teşvik etmemizin en önemli sebebi budur.
İnanıyoruz ki yüksek mahkeme yargılama sürecinde AKP’nin bu suçlamalara müstahak olmadığını göstermeye yönelik çabalarını çok önemseyecektir.
Akılcı ve yapıcı bir siyaset üslubu yargılamanın ileri aşamalarında Yargıtay Başsavcılığı’nın esas hakkındaki görüşünü dahi olumlu etkileyecektir.
Pişmanlık göstermek, bir iktidara ağır gelebilir ama AKP’nin “iyi halden” yararlanmaya çalışmasında hiçbir yanlışlık yoktur.
Garabetten adalete
İktidar önderlerinin ilk şoku atlattıktan sonra sorumluluk duygusunun da baskısı altında tabloyu daha gerçekçi görmeye başladıklarına dair bir işaret aldık dün.
Başbakan birkaç gün önce “uysal koyun değiliz” diyordu, dün görmeye alışmadığımız kadar uysal bir konuşma yaptı.
Dava için “utanç verici bir garabet” demişti, dün “adalet” dedi.
Erdoğan’ın dünkü grup konuşmasında başka önemli unsurlar da vardı.
Önce “Bu milletin geleceğini düşünme sorumluluğu”ndan bahsetti ve “Milletimiz müsterih olsun” dedi.
Toplumun önemli bir kesimi AKP’nin rejimi değiştirerek farklı bir yaşam biçimi dayatacağı korkusunu taşıyor. O kitleye güven kazandırmak iktidarın borcudur.
Sonra “Diliyor ve umuyoruz ki bu sürecin sonunda kazanan adalet olsun, hukuk olsun” dedi.
AKP kurmayları düne kadar “Boynumuzu giyotine uzatacak değiliz” diyorlardı. Başbakan’ın dünkü grup konuşması, adalete saygılı bir bekleyişin benimseneceğine işaret sayılabilir.
Parti kurulları, sürmekte olan kapatma davasının düşmesini sağlamak amaçlı anayasa değişikliği taslağını hazırlamış olsa bile bu niyet eyleme dönüşmemeli, hedefe götürülmemelidir.
Çünkü o zaman söylenen “Kazanan hukuk olsun, adalet olsun” sözlerinin hiçbir değeri kalmayacaktır.
Hakaret ettirmesinler
Yüksek mahkemeyi etkilemenin akılcı yolu, iktidarın adalete güven duyduğunu kanıtlayacak biçimde dava ile ilgili tartışmaları soğutması ve ülkenin acil ekonomik ve sosyal sorunlarına yoğunlaşmasıdır.
Eğer bu yeni eylem modeli, din merkezli hedefleri kovalama inadından arındırılacak olursa “Kapatma davası hayırlı oldu” dedirtecek sonuçlar dahi görebiliriz.
Son bir uyarı:
AB Komisyonu Başkanı Barroso ile komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn 10 Nisan’da Türkiye’yi ziyaret edecekler.
İktidar, bu konukların Anayasa Mahkemesi’ndeki davayı etkilemelerine asla fırsat ve cesaret vermemelidir.
Türk devletinin kurumlarının onurunu yabancılara karşı korumak, iktidar olmanın şartıdır.
Bu görevi ancak suçsuzluğunu kanıtlamakta çaresizliğe düştüğü için yabancıların koruyuculuğuna muhtaç olmuş iktidarlar ihmal edebilir.
AKP yüksek mahkemeden önce halkın vicdanında mahkûm olmak istemiyorsa tedbirini şimdiden almalıdır.
“İyi hal” fırsatı
Haberin Devamı

