Atalarımız “Lâfla peynir gemisi yürümez” demiş.. Peki devlet gemisi yürür mü?
Yürümediğini öğrenmek “Kürt açılımı” bağlamında epey pahalıya mal oldu.
İktidar fazla uçtuğunu fark ederek “demokratik açılım” mevziine çekildi ama orada tutunmak da marifet isteyecektir.
Çünkü “Kürt açılımı” adının davet ettiği hayaller, neredeyse devlete dayatılacak her şartın kabul göreceği beklentisini uyandırmıştır.
“Kürt ulusu”ndan başlayıp ayrı ordu, ayrı diyanet, ayrı milli eğitim, ayrı meclis talepleri seslendirilirken bir yandan da psikolojik saldırı Öcalan’ın muhatap alınıp affedilmesi ve PKK’nın meşrulaştırılması hedeflerine yoğunlaştırılmıştır.
“Kürt açılımı”nı yolun başında sabote etmek için daha etkili bir formül bulunamazdı.
Çünkü bu taleplerin getireceği sona, yani bölünmeye Kürt kökenli vatandaşların bile büyük çoğunluğu karşıdır.
Ama hep dediğimiz gibi kötü bir barış savaş kadar kötüdür.
Barışın getirisi olarak insanların kafalarına sokulan yüksek beklentileri geri almak kolay değildir.
İktidar “Kürt açılımı” sözünü “Demokratik açılım” diye değiştirerek doğru bir iş yapmıştır. Ama yetmez.
Çünkü kafası karıştırılan büyük bir kitlenin ikna edilmesi gerekiyor.
Hükümet onlar için ne yapacak? Mesele burada.
“Demokratik açılım” şu anda sadece boş lâf!. İçini doldurmanın birinci koşulu, bu bölgedeki halkın demokratik temsil hakkının teslim edilmesidir.
Temsilcilerinin hileye hurdaya başvurmak zorunda kalmadan meclise girebilmesidir.
Yolu da belli bunun. Yıllardan beri akıl ve vicdan taşıyan herkes, AB dahil pek çok ulusal ve uluslararası kurum çözümü söylüyor:
Yüzde 10 seçim barajı hiçbir demokraside olmaz. Hiçbir demokratik ülkede de yok. Bu rezilliğe son verin!
Demokratik açılımda AKP iktidarı samimi ise bunu, seçim barajını makul bir düzeye indirerek ispat edebilir.
AKP kurmaylarının cevap araması gereken soru şudur:
Öyle bir açılım yapalım ki hiçbir etnik gruba ayrıcalık gibi görülmesin, demokrasiye kalite kazandırsın ve samimi olduğumuzu dünyaya inandırsın.
Emin olun ki ilk bulunacak çıkış yolu seçim barajı reformu olacaktır!
Halkın ekonomisi
İktidar yöneticileri, beyaz yalanlar söyleyerek halkın geçim derdini hafifleteceklerini mi sanıyorlar?
Bunu yapmasınlar, çünkü komik oluyorlar.
İşsizlik büyüyen bir sosyal afet.
Onlara Allah acısın.
İşi olanlar bile çoğunlukla perişan haldeler. Çünkü birçoğunun maaşı dondurulmuş veya eksiltilmiştir. Çoğu da gecikerek alıyor.
Hükümet bile bile yalan söylüyorsa çare yok. Ama “toparlanıyoruz” sözlerine kendisi de inanıyorsa, bağımsız gözlemcilerin değerlendirmelerine başvurmalıdır.
Batağa girmiş kredi kartı borçlularına tanınan son af programına yapılan başvuruların azlığı uyarıcı bir göstergedir.
Krizden önce kredi kartı borçlarında batık oranı en düşük (yüzde 5,8) ülke Türkiye idi.
Son dört haftadır sürekli yükseliş gösteren bu oran yüzde 10,86’ya kadar çıktı.
Af programından yararlanmak üzere yapılan başvurular batak borçların yüzde 8,67’sini kapsadığına göre tehlike çanları çalıyor demektir.
İki yıl önce benzer bir programa katılım oranı yüzde 28 olmuştu.
Halkın darboğazı, borçlarını ödemek için sunulan uygun şartlardan yararlanmasına bile izin vermeyecek hale gelmiştir!
İşte size açılım!
Haberin Devamı

