İş bitmedi!

Haberin Devamı

Türkiye’nin son iki haftasına konuk olan bir yabancı her halde şunu düşünürdü:

“Bu ülkede darbe geleneğine muhalif güçlü bir sivil toplum var ve bunlar intikam fırsatı ele geçirmenin heyecanını yaşıyor... Medyaya sızan bir gizli belge, hem eski darbelerin hıncını çıkarmak, hem yeni bir darbenin önünü kesip sorumlulardan hesap sormak için demokrasi güçlerine imkân yaratmıştır.”

“İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgeyi ilk andan itibaren ciddi bulan ve bunun TSK’ya karşı bir süredir yürütülen yıpratma amaçlı psikolojik savaşın yemi olabileceği ihtimalini gözardı eden iktidarın tutumu bu yanıltıcı tablonun sebebi olmuştur.

İktidar yandaşı medya çalakalem yalın kılıç TSK’ya hücum etmiş, kalabalık bir koro bir fotokopiyi, AKP’yi iktidardan indirip mağdur edecek darbenin belgesi saymıştır.

Genelkurmay Askeri Savcılığı iki hafta süren soruşturmayı dün tamamladı. Sonuç?

“Belgenin Genelkurmay karargâhında düzenlenmediği tespit edilmiştir.” Açıklama bu!

Mağduriyet rantı...

Bu sonuca, karargâhta ve belgede imzası olduğu öne sürülen Albay Dursun Çiçek’in evinde yapılan araştırmalar, soruşturmalar sonunda ulaşıldı.

Bilirkişiler belgenin hiçbir şekilde yerleşik askeri yazışma usullerine uymadığını da tespit ettiler.

Darbe senaryolarından mağduriyet ve bol bol siyasi rant üreten bir kesim var Türkiye’de.

Bunların verdikleri ilk tepkilerden anlaşılıyor ki askeri savcılığın yanlı ve koruyucu bir tutumla olayı örtbas ettiği propagandasına sarılacaklardır.

Veya işsizlik ve yolsuzluklarla dolu gündemi saptırmak için yeni bir belgeli kışkırtma senaryosu üreteceklerdir.

Çünkü dün varılan noktada, askeri savcılık kararına katılmayanların yapabilecekleri tek şey, iki haftadır dolaştırılan fotokopinin aslını çıkarıp ortaya koymaktır. Dünyanın hiçbir yerinde ispat mecburiyeti, iftiraya uğrayan kuruma yüklenmez.

Emir komuta zincirinden bağımsız bir cuntanın varlığından şüphe etmeyi sürdürmek için bile delil niteliğine sahip orijinal belge lâzım.

Fesatçılar bulunsun

Askeri savcılık olayın kendi görev alanına giren kısmında suç ve suçlu bulamamış ama dosyayı sivil savcılığa havale ederken Silâhlı Kuvvetler’in adalet adına beklentisini ortaya koymuştur:

“Belgenin aslının mevcut olmaması nedeniyle bu belgenin hangi amaçla, kim veya kimler tarafından üretildiği, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin hedef alınıp alınmadığı...”

Buradaki karanlığı aydınlatıp yarasaları kovalamak devletin namus borcudur.

Çünkü ülkenin ikide bir fesat odakları elinde oyuncak hale gelmemesi, halkın psikolojik savaşın oyuncağı olarak kullanılmaması ancak buna bağlıdır.

Belgenin gerçekliğinden emin olmadan üstüne atlayan ve yargıya suç duyurusu yapan iktidar vebal altındadır.

“Pardon” deyip geçiştirilemeyecek bir durum var ortada.

Gerçek darbeciler yoksa, sahte belgeciler komplocular aranmalı ve yakalanmalıdır.

Zaten hepimiz başından beri bunu istemiyor muyduk?

Böyle davranmazsak sivil-asker geriliminden beslenen tedirgin ve güvensiz bir siyasete ülkeyi mahkûm edeceğimizi bilmiyor muyuz?

DİĞER YENİ YAZILAR