İran’ın şansı

Haberin Devamı

Otuzuncu yılında Humeyni devrimi değişimin kapılarını açmayı vaat eden bir sınava giriyor.

İran’da yarın yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, sadece tutucularla reformistler arasındaki rekabetin galibini belirlemeyecek.

Musavi Ahmedinecad’ı yenecek olursa İran’da insan haklarına ve uluslararası hukuka daha saygılı bir İslâmi kimliğin ortaya çıktığını göreceğiz.

Humeyni otuz yıl önce kırsaldan Tahran’a göç eden, yoksulluk ve baskıdan bunalarak dine yönelen yığınları örgütleyerek darbesini gerçekleştirmişti.

Liberal ve sol aydınlar da dini gruplarla Şah’a karşı birleşmişti.

Hayal edilen şey bir demokratik devrimdi ama Humeyni destekçileri tasfiye ederek hareketi İslâm devrimi rayına oturttu.

Aydınlar şimdi rövanş peşinde. Devrimin tabanı olan kır kökenli yığınlar ise artık kentli oldular, hak ve özgürlük istiyorlar.

Bir İslâm düşünürünün dediği gibi insan hakları ve evrensel hukuk Batı’nın uygarlığa yaptığı katkılardır. Ama bu kazanımlardan yararlanmak Müslümanların da hakkıdır.

Reformist aday Musavi’nin şansını artıran güçlü eşi Zehra, mitingine katılan kalabalığa dün şöyle sesleniyordu:

“Dünya ile barışık, özgürce yaşayabileceğiniz bir İran için bize oy verin!”

Mollalar İran’da sıkı bir rejim kurmuştur. Komşulara saldırganlık durulmuştur ama içerde işkence, azınlıklara zulüm, düşünce özgürlüğüne baskı Şah dönemini aratmayacak yoğunluktadır.

Musavi’nin galebesi, İslâmi reform laboratuvarı durumunda olan İran’ın Hatemi döneminde başlatıp Ahmedinecad’la kesintiye uğrayan çağdaşlaşma çabalarına şans kazandıracaktır.

Ayrıca İran’ın dışta yönlendirdiği grup ve yönetimleri de etkileyeceği için sınırları aşan bir yumuşamayı da getirebilir.

İran’daki model başarı sağlayamamıştır.

Bu gerçek ve halkın özlemleri, çağdaş insan hakları ile kalite kazanan bir İslâmi kimliği üretebilir.

Anketler bu ümidi veriyor...

Gizlilik kime lâzım?

Dolmabahçe görüşmesi ile ilgili ilk açıklama eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’tan gelmişti.

Büyükanıt 32. Gün’de “Görüşmede hassas konular gündeme geldi” diye konuştu.

Birand açıklamasını isteyince “Bir şey söyleyemem” dedi ve bitirdi.

İki gün önce ATV’deki mülâkatta bu defa Başbakan’dan dinledik o görüşmeyi.

Başbakan da Büyükanıt gibi başladı söze: “Aramızda gizliliği olan bir görüşmeyi hiçbir zaman ifşa etmem. Benimle ebediyete gidecek..”

Ama öyle bir final yaptı ki kafalar tekrar karıştı. Çünkü hem bu sırrı mezara götüreceğini söyledi hem de eğer isterse Büyükanıt’ın açıklayabileceğini ifade etti.

Ortada iki tarafın iradesiyle gizli kalması kabul edilmiş bir görüşme var.

İki taraf da önemli bir görüşme olduğunu hatta Başbakan “asker-sivil ilişkilerinde dönüm noktası” olacağını kabul ediyor.

Peki bu hayırlı mutabakat neden devlet sırrı oluyor?

Çünkü halktan gizlenmesi gereken bir şey demokratik de olamaz, hayırlı da olamaz!

Başbakan böyle bir şüphenin yıpratıcı olacağını düşünmüş olmalı ki, gizlilik mutabakatına rağmen “Ben açıklamam ama Büyükanıt isterse açıklasın, gocunmam” anlamına gelen bir hamle yapmıştır.

Saklanması gereken bir şey varsa, o gizlilik şartına kendisinin değil Yaşar Büyükanıt’ın ihtiyacı olduğunu düşündürmüştür.

Bu sır hastane mikrobu gibi tahrip edici hale getirildi; aydınlığa çıkmalı!

DİĞER YENİ YAZILAR