İntikam mevsimi

Haberin Devamı

Adalet özlemini seslendirmekten yorgun düştük. Ama zahmetimiz işe yarayacak gibi görünmüyor.

Çünkü hastalığın sebebini doğru yerde aramıyoruz.

Doğru uygulamaları saymak, savunmak samimi bir iradeye dayanmıyorsa oyalama taktiğidir.

Önemli olan tedbir alınıyor ümidi yaratmak değil, gerçekten tedbir almak ve Türkiye’yi dünyaya rezil eden adaletsizliklerin zararlarından halkı korumaktır.

Yargı mağdurları hızla çoğaldığına ve adaletsizlikten kaynaklanan bir toplumsal felâket yaşandığına göre “korumak” yerine “kurtarmak” sözcülüğü daha isabetli olur.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin Antalya Çocuk Mahkemesi’nce verilen bir karar bağlamında yaptığı değerlendirme, sorunun sistemden değil insandan kaynaklandığını bir kez daha göstermiştir.

Yargıtay kararında yeni Türk Ceza Adalet Sistemi’nde “kişilerin lekelenmeme hakkı” diye bir değer bulunduğu, sistemin “eksiksiz soruşturma” ve “tek celsede duruşma” ilkesine bağlı çalıştığı belirtilerek şu uyarılara yer verilmiştir:

Soruşturma uzun sürebilir ama dava kısa sürsün;

Eksik delille dava açılamaz;

Savcı, şüphelinin lehine olan delilleri de toplamalı...

Tutukluluk cezası!

Bu değer ve ilkelerin Türk adaletinin temeli olduğuna inanmak neredeyse imkânsızdır.

Çünkü toplumun vicdanını ve siyasetin gündemini meşgul eden büyük davalara bakan mahkemeler, sanki özellikle bu ilkeleri katletmekle görevlidirler.

Mesela, bizim sistemimizde ve kutup yıldızı kabul ettiğimiz AİHM içtihatlarında “istisnai tedbir“ olan tutuklama, son yıllarda mahkûmiyet kararı verilmeden önce peşin olarak çektirilen bir ceza gibi uygulanmaktadır.

Oda TV davasında Soner Yalçın mahkeme heyetine şunu söyledi:

“Mahkemeniz şu kararı verdi: Kuvvetli suç şüphesi, suçun vasıf ve mahiyeti, delillerin henüz toplanmamış olması, terörist olmamız vs iyi de; 1 yıldır hapisteyiz. O kadar yaptığımız savunmalar, bilirkişi raporlarının hepsi boşa mıydı?”

Evet; maalesef boşadır! Çünkü muhalif bilindiği için hapse atılan herkes için belirlenmiş bir “tutukluluk ceza süresi” bulunmaktadır ve bu ceza her durumda çektirilecektir.

Bu algı içerdekilere yerleşmiştir.

Seminer de halletmez

Adalet Bakanlığı’nın tutuklama kararlarını zorlaştıran düzenleme getireceği haberi umut olmayı pek hak etmiyor.

“Tutuklama kararlarına ayrıntılı gerekçe yazılması” zorunluluğu çare olmayacaktır.

Çünkü yürürlükteki mevzuat da “içeriksiz basmakalıp gerekçelerle tutuklama kararı verebilirsiniz“ demiyor.

Yürürlükteki mecburiyeti baştan savan etkiler değişmediği sürece yanlış uygulama da değişmeyecektir.

Çünkü uzun tutuklulukla ilgili ihlâller sadece yasalara değil, AİHM’nin içtihatlarına ve Türkiye hakkında verdiği mahkûmiyet kararlarına rağmen sürmektedir.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun özel yetkili mahkemelerin hakim ve savcıları için bu konuda bir seminer düzenlemesi iyi bir haberdir.

Özel yetkili hakim ve savcıların AİHM’ce gönderilecek bir uzmandan “doğru uygulama”yı dinlemesi, mutlaka yararlı olacaktır.

Ama yine kesin çözüm olmayacaktır.

Özel yetkili hakim ve savcılar okuduğunu anlamayan insanlar değildir. Kendilerinden bekleneni yapıyorlar. Aksi halde sürülüyorlar.

Özetle, siyasi irade intikam mevsimini kapatmadan beklediğimiz adalet gelmeyecektir!

DİĞER YENİ YAZILAR