Siyasi iktidar yalnız muhalefetle değil devletin belli başlı kurumları ile de çatışma içinde.
İşçi, işveren, memur, esnaf, çiftçi kuruluşları işi gücü bırakıp bu çatışmayı durdurmanın çaresini arıyorlar. Anayasa Mahkemesi Başkanı bile dün gerilimi düşürme arayışlarına katılma ihtiyacını duydu:
“Son zamanlarda Türkiye’de barıştan hızla uzaklaşma gibi bir sürecin yaşandığını görüyoruz. Herkese, her kuruma muhalefetiyle, iktidarıyla herkese düşen bir şey var ve altını çizerek ifade ediyorum, birlikte yaşamanın sorumluluğunu mutlaka yerine getirmek zorundayız.”
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bu açıklamayı yaparken CHP lideri Baykal, Cumhurbaşkanı Gül’ün davetine uyarak Çankaya’ya çıkıyordu.
Anayasa Cumhurbaşkanı’na “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek” görevi veriyor. Ve Abdullah Gül, bu görevini yapmakta geç bile kalmış sayılır.
Cumhurbaşkanı’nın muhalefet liderlerini çağırması, Başbakan’ı dahi beklenti içine sokmuştur. Erdoğan’ın Saraybosna’daki şu sözleri Gül’ün çabalarına önem verdiğini gösteriyordu:
“Herhalde Sayın Cumhurbaşkanı ‘gerilimi azaltma’ hassasiyeti içinde bu girişimde bulunmuştur. Bunu da doğal karşılamak gerekir. Temennim odur ki hayırlı olur..”
Gerilimin sebebi tek
Gerçekten de bu zemin cesaret ve basiretle değerlendirilmiş olsa mutlaka hayırlı olurdu. Taşları yerine koymak ve halkın dağıtılan aklını toplamasını sağlamak için harika bir fırsat vardı. Ama değerlendirilemedi.
Gerilimin iki tarafı yok. Bir kaynağı var, o da iktidar partisidir. Bir de mağdur ettiği kurumlar ve yığınlar, tehlikeye düşürdüğü değerler vardır.
Gerilim, Cumhurbaşkanı için uzlaşma arama kararından vazgeçen AKP’nin Gül’ü oldu bitti ile Çankaya’ya çıkarmasıyla başladı.
Onu üniversiteleri karıştıran türban tahrikleri, türban yasağını kaldırma amaçlı Anayasa değişiklikleri ve nihayet AKP hakkındaki kapatılma davasına tepki gösterilirken benimsenen saldırgan ve hakaretamiz tutumlar izledi.
Bu yetmiyor gibi rejimin laiklik ve hukuk devleti gibi iki temel değerini savunan güçleri ve yığınları Ergenekon’la ilintilendirme entrikaları, gerginliğe ihtiyacı olan çirkinliği de kazandırdı.
Bu çete neyse, nereye kadar gidiyorsa bulun, çıkarın, dağıtın!
Hukuk devletine saygılı bir iktidar şantaja başvurmaz, iftiracılığın zilletine katlanmaz.
Çünkü su içmişler..
Baykal bunları söyleyebilir ve iktidarın yanlıştan dönme vaadine dayanan küçük bir gayretinin gerilimi düşürmeye yeteceğini anlatabilirdi.
Ama maalesef bu fırsat kullanılamamış. Çünkü Gül de, Baykal da, ülkenin gündemindeki en acil sorununu konuşmamışlar. İnanması imkânsız gibi görünüyor ama hiç değinmemişler.
Bu konudaki açıklamayı eski Cumhurbaşkanı Demirel’e aktardım dün.
“Bu habere asla inanamam” dedi.
Gül ve Baykal bir saat 40 dakika ne yaptılar, ne konuştular?
Gündemin bir numaralı sorununu ihmal edip niçin terör ve Kuzey Irak meseleleri ile zamanı tükettikleri sorusuna uzun süre cevap aradım. Sonunda yedikleri ve içtikleri ile ilgili ayrıntıyı okuyunca aklıma bir hınzırlık geldi. Çünkü gerçekten komedi tarzında bir gerilim filmi izliyor gibiyiz:
Gül ile Baykal Kayseri mantısı, ızgara et, patlıcan yemeği ve tatlı yemişler. Yemekte su içmişler!
İşte sorun burada... Küçük birer kadeh rakı içselerdi, rakı onları “Ne olacak bu memleketin hali?” endişesinde buluşturacaktı ve o buluşmadan da bir çözüm çıkacaktı. Yazık oldu!
İnanılmaz!
Haberin Devamı

