İki kambur

Haberin Devamı

Amerika’nın en çok satan gazetesi Wall Street Journal gürültülü bir Türkiye manşeti ile çıktı dün.

Gazete yorum sayfasının tepesine şu başlığı koymuş:

“Türkiye’siz bir NATO...”

AKP iktidarının “İslâmcı hükümet” diye nitelendiği yazıda sorulması gereken asıl sorunun şu aşamada Türkiye’nin AB’ye girip girmemesi değil Batı’nın savunma sistemi içinde kalıp kalmaması olduğu anlatılıyor.

David Schenker imzalı yorum AKP iktidarına Türkiye’yi Orta Doğu’daki Batı karşıtı militan rejimlerle aynı sıraya koyduğu suçlamasını getiriyor.

Türkiye’nin bölgede belirleyici güç olmak amacıyla izlediği dış politikanın İsrail’e zarar vereceği endişesinin Wall Street Journal’deki bu öfkeli itiraza ilham kaynağı olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Çünkü Türkiye’nin bölgedeki yeni rolünü birkaç gün önce Amerika’nın başka bir büyük gazetesi New York Times hayra yormuştu.

Mesela... “İsrail’in aşırılıklarını (Gazze’deki kanlı operasyon gibi) engellemekte Amerika’nın düştüğü başarısızlık, Türkiye’nin Amerikan gömleğini çıkarıp bölgede bağımsız bir aktör olarak ortaya çıkmasına sebep oldu.”

Türkiye-İsrail ilişkilerinin soğuması Wall Street Journal açısından Türkiye’ye felâket getirecek bir başlangıçtır ama New York Times açısından hayırlı bir olaydır.

“Türkiye Orta Doğu’da güç dengelerini şiddetten uzak ve pozitif bir yönde yeniden yazıyor” diyen New York Times’a göre İsrail bu değişimden ister istemez etkilenecek ve sivillere karşı orantısız güç kullanmanın yanlışına eskisi gibi kolayca düşmeyecektir.

Eleştirel değerlendirmeler övgülerden daha fazla önemsenmeli.

Wall Street Journal AKP hükümetinin ülkede giderek sertleşen baskı politikaları uyguladığını yazıyor.

Hukukun üstünlüğü ilkesinin ve bireysel özgürlüklerin kenara atılmış olduğunu söylüyor.

Bu iddialarına da hükümetin bir yandan “eleştirileri susturmak için bağımsız ve laik basına yüksek miktarda vergi cezaları kesmesini” öte yandan muhalif aydınları hükümeti devirmek istediklerine dair “şüpheli suçlamalarla yakalatması”nı örnek gösteriyor.

İki teşhis de yanlış ve haksız değildir.

İktidar “pozitif güç” olarak kurumlaştırmak istiyorsa ülkeyi adalet ve özgürlük konusundaki özürlerinden bir an önce kurtarmalıdır.

Çünkü bu iki kamburla büyük güç olunmaz!

Kimin misafiri?

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklanmasını istediği Sudan Devlet Başkanı El Beşir misafirimiz olacak.

Bu zat, ülkesinde 300 bin kişinin katlinden ve 2 milyon insanın sürgün edilmesinden sorumludur. Türkiye’nin böyle bir konuğu kabul etmemesi gerekir.

Brüksel dün bu uyarıyı yaptı.

Cumhurbaşkanımız Gül buna “AB’yi ilgilendirmez. El Beşir özel toplantıya geliyor” diye tepki gösterdi.

Sudan Cumhurbaşkanı İslâm Konferansı Örgütü toplantısına katılacak.

Abdullah Gül’ün dediği “özel” herhalde “Müslümanlara özel toplantı” olmasından geliyor. Peki uluslararası mahkemenin kararı neden AB’yi ilgilendirmesin?

Hâkimleri Hıristiyan olduğu için mi?

Neyse, din kardeşliği, suçluya yataklık sorumluluğu yüklemez. El Beşir savunuculuğu ülkemize onur getirmeyecektir.

Unutmayalım; Anadolu’da insan kalitesini belirlemekte kullanılan bir ölçü vardır:

“Arkadaşını söyle bana, kim olduğunu söyleyeyim sana.”

El Beşir Türk halkının değil, iktidarın misafiri olacaktır!

DİĞER YENİ YAZILAR