Bağımsız kurumlar ve bağımsız kimlikler Başbakan Erdoğan’da allerji mi yaratıyor?
Görevlerini eğilip bükülmeden taviz vermeden yerine getiren kişi ve kurumları, hatta demokrasinin tanıdığı hakları kullanan vatandaşları bile paylamaktan vazgeçmiyor.
“Anamızı ağlattınız” diyen üreticiyi “al ananı git” diye kovması, yabancı bir ülkede, halkın önünde T.C. Büyükelçisi’ni azarlaması ve yığınla benzer olay yalnız sicilini değil biyografisini de oluşturuyor.
Dün İstanbul’da bir fuarı gezerken gazeteciler elektrik zammını sormak gafletine (!) düştüler.
Vay sen misin; yine parladı:
“Sağır duymaz, uydurur. Durmadan uyduruyorsunuz!”
Görevlerini yapan haberciler üsteleyince “Halkı aldatmayın” diye başlayıp pişman olacağı şeyler söylemekten kendini alamadı:
“Şimdi seçimler yaklaşıyor, başladınız elektriğe zam gelecek diye konuşmaya... Yok böyle bir şey. Olursa biz bunu açıklarız. Kimseden de çekinmeyiz!”
Geçenlerde ortaya çıkan rahatsızlığının bir yansıması mıdır bu tahammülsüzlük bilmiyoruz ama elektrik zammı ile ilgili spekülasyonlar bizzat Başbakan’ın yaptığı bir açıklamadan sonra tırmanışa geçti.
“Elektriğe zam yapmamak için dört yıldır direndik ama şimdi belli bir noktaya geldik. Ülkemiz bunu artık milletiyle paylaşmak zorunda kalacak” sözleri kendisine aittir.
Bu açıklamayı Başbakan’ın ağzından veren TV haberlerini biz rüyamızda görmüş olmadığımıza göre geriye iki ihtimal kalıyor?
Başbakan elektrik zammını rüyasında görmüş ve uykusunda konuşmuş olabilir!
Bir ihtimal daha var...
O da “Hem severim, hem döverim” diyen geleneksel baba modelinden ilham alan “Kasımpaşalı Cumhurbaba”nın ısınma turlarını atmaya başladı!
Korkuluk mu?
Televizyon, kültürel dönüşümü hızlandıran bir alet.
Tıpkı para gibi; iyi amaçlar için kullanırsan iyilik, kullanamazsan kötülük bulursun.
TV yayınlarını denetleyen kamu otoritesi RTÜK’e iki gün içinde 865 şikâyet yansımış. Bunların 516’sı sabah kuşağındaki kadın programları ile konuklarına yönelik olmuş.
Gerçekten kültür yozlaşmasının ibretli çirkinlikleri geçit yapıyor bu programlarda.
Popüler kültürü aşağılıyor değiliz ama TV yayınları belli bir kalite çizgisinin de altına düşmemelidir.Teknoloji en kaliteli eserlere erişimi kolaylaştırdığı halde biz niçin sanat değeri olmayan, kültürden, estetikten hatta ahlâktan nasipsiz zırvaları program diye halka sunuyoruz?
Hayır, “Seyirci istediği için” savunmasına katılmıyoruz.
“Küreselleşmenin getirdiği bir sentez bu” bahanesine hiç katılmıyoruz!
Çünkü hiç bir ülkede bizimkiler kadar kalitesizliğe batmış ulusal kanallar bulunmuyor.
“Bunları izleyecek seyirciler ve bu zırvalara reklâm veren firmalar varsa TV kanalları ne yapsın?” diyenler özgürlük savunucusu oluyorsa. Onlar toplumların intihar hakkına sahip olduğunu savunuyorlar demektir!
RTÜK bostan korkuluğu mu?

