Avrupa Birliği bugün on ülkenin katılımı ile nüfusu 450 milyona çıkan dünyanın en büyük pazarı oluyor. Hedef elbette ekonomik güç değildir yalnızca; güvenliktir, özgürlüktür ve refahtır.
AB'nin sınırlarını Doğu Akdeniz'e kadar getiren genişlemeyi Türkiye olarak artan umutlarımızla, imrenme ve biraz da kıskançlık duyguları ile izliyoruz. Çünkü demokratik ve ekonomik geleceğimizin Avrupa olduğunu kavrayan vizyon sahibi devlet adamlarımız olsaydı bugün yenilere "AB'ye hoşgeldiniz" diyen kıdemli üyeler arasında belki Türkiye de bulunacaktı.
Yine de tesellimiz şudur ki Türkiye milli bir dava olarak bu hedefe ulaşmanın azimli çabaları ile ilerlemekte, uluslararası konjonktür de avantajını artırmaktadır.
AB'nin kumandasını elinde tutan ülkelerin işbaşındaki yönetimleri, Türkiye'nin bu yıl sonunda üyelik müzakereleri için tarih alabileceği umutlarını destekliyor. Önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Chirac "Türkiye'nin üyeliği çok uzun zaman alabilir" dedi ama bu, iç muhalefeti bastırmaya yönelik bir söz ustalığı idi. Chirac bu yolla Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilebileceğini ilk kez somut biçimde ortaya koymuştur. Dün de Almanya Başbakanı Schröder Federal Meclis'te aynı desteği daha cesur cümlelerle ifade etti.
Türkiye'nin üyeliği ile kökten dinci olmayan İslâm'la Batılı aydınlanma arasında barışma yaşayacağını savundu ve "Bu Avrupa güvenliği için büyük kazanç olacak" dedi. Büyük Avrupa'ya dahil olma hedefi, şu dönemde hiçbir küçük menfaate feda edilmemelidir. Meclisi iki acil görev bekliyor.
Birincisi Anayasa değişiklikleri paketini kazaya uğratmadan geçirmek.. İkincisi Leylâ Zana ve arkadaşlarının zaten on yılını tamamladıkları hapis cezalarında bir yıllık indirim sağlarak tahliyelerini gerçekleştirecek yaratıcılığı komplekse kapılmadan göstermek..
Fırsatların üstünde etiket olmaz ama önümüzdeki fırsatın üstünde etiket var. Mesele, okumasını bilen siyasetçiler var mı, yok mu? Biz var olduğuna inanıyoruz.
Töre vahşetine karşı kazanılan ilk zafer
TGRT'nin "Kadın Sesi" programı dün, töre vahşetine isyanın feryadı oldu. Dokuz yıllık evli, üç çocuklu bir kadının eşi hapiste olduğu için çalışmak zorunda kalması, bu onurlu mücadelesinin dedikodu, cehalet ve vehimlerle karalanması, Iğdır'da toplanan bir "aile meclisi"nin "töresel idam" kararı vermesi sonucunu doğurdu.
Ailenin büyükleri, cezaevinden çıkan eşin eline bir silâh ve yol parası verip İstanbul'a gönderdiler. Severek evlenen genç adam, eşiyle konuştuktan sonra iftiradan emin oldu. Töre vardı, ne yapacaktı şimdi? Günahsız eşi yerine kendini öldürmeye karar verdi.
Son anda bu ölümün de kimseye yararı olmayacağını hesap etti ve hayatının acısını ibrete dönüştürmek için TGRT televizyonuna koştu. Olay bir insanlık zaferidir. Töre cinayetleri ilkelliğine karşı medyanın verdiği savaş ilk kez, bir kurbanı cehaletin ve vahşetin elinden kurtarmaktadır. Bakalım dünkü feryat meclistekileri uyandırabilecek mi?
İki acil görev
Avrupa Birliği bugün on ülkenin katılımı ile nüfusu 450 milyona çıkan dünyanın en büyük pazarı oluyor. Hedef elbette ekonomik güç değildir yalnızca; güvenliktir, özgürlüktür ve refahtır
Haberin Devamı

