Demokratik bir ülkede siyaset halka kötü sürpriz yapamaz. Sağ gösterip sol vurmak olur bu.
Pusuculuk olur, siyasi dolandırıcılık olur.
Türkiye’de yüzde 42’yi işte bu şüphe tedirgin ediyor.
Diken üstünde oturanları kimse kuruntu hastası olmakla suçlamasın. Çünkü kötü tecrübeler çoğalıyor son zamanlarda.
Türban “yalnız üniversite için” denmişti şimdi ilkokullar zorlanıyor. Kamu kuruluşlarındaki direnişin ise “er veya geç kırılacağını” bizzat Başbakan söylüyor.
Yine Başbakan hem “kimsenin yaşam tarzına karışmıyoruz. Farklı yaşam tarzlarının güvencesi biziz” diyor hem de adam gibi içenleri ayırmadan “aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorsunuz” diye genelleme yapıyor.
Haziran’da AKP üçüncü kez seçim kazanırsa rejimin laik karakterini nasıl bir gelecek bekliyor olacak, kimse tahmin edemez.
Peki Kürt sorununun çözümü bağlamında üniter devlet ne olacak?
O da meçhul. Çünkü iktidar sır kutusunu bir türlü açmıyor.
Öcalan’ın İmralı’da “devlet” adına hareket ettiği kabul edilen heyetle müzakerelerinin sürdüğü anlaşılıyor.
Bunda bir yanlış yok.
Yanlış olan iktidarın ne pazarlık yürütüldüğünü halka anlatmıyor oluşudur.
Son görüşme ardından avukatları Öcalan’ın Erbakan gibi “ev hapsine” çıkarılmadığı takdirde Mart ayında “benden bu kadar” diyeceğini açıkladılar.
Terörist başı tehditlerini böyle formüle ediyor. Devreden çekilmesi demek “seçim sürecinde ülkeyi kan ve ateşe boğarım” demektir.
Ateşkes seçime kadardı. Öcalan süreyi Mart’a çekerek terör şantajı altında AKP iktidarını olmayacak kabullere zorlamak istiyor.
Ne alınıp verildiğini, iktidarın hangi taahhütler altına girdiğini bilmeye milletin hakkı vardır.
AKP milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in partiden istifası önemli ve uyarıcı bir olaydır. Olanlara şüpheyle bakanları hele şimdi kimse eleştiremez.
Çünkü Yusuf Ziya İrbeç’in açıklaması, istifa gerekçesinden ziyade suç ihbarını andırıyor:
“Açılım politikalarının milletimizin yüreğinde Habur ile açtığı yara hepimizin malumudur. Seçim sonrası Anayasa değişiklikleriyle milletimizin ve ülkemizin birlik ve bütünlüğünün bozularak bu yaranın daha da derinleşeceği endişesini taşımaktayım.”
AKP niyetini açıklamalıdır seçimden önce. Aksi halde Haziran’da yapacağımız şey seçim olmaz “cambaza bak“ dalavereciliği olur.
Bu sessizlik ve karanlık hayra alâmet değil!
Haklı bir endişe
“Ben kendi iç dünyamda alkole karşı bir tavır belirlemiş olabilirim. Ama biz demokratız ve kişisel yargılarımızı topluma empoze etmemek noktasında son derece hassasız..”
Başbakan yaptıklarını yapmayıp dediklerini yapmayı deneseydi, bir çok kimsenin “korku imparatorluğu”na benzettiği bu ülke demokrasi ve özgürlükler cenneti olurdu.
Bu konuda Ankara Barosu Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu’nun VATAN’a yaptığı açıklamalar gerçeğe ve çözüm çabalarının başarısına daha yakın duruyor.
Feyzioğlu “İçenle içmeyen aynı masada otururken siyasetçi rahatsız olmazsa bir noktaya geliriz” demiş.
Doğru, eskiden zaten böyleydik.
Şimdi şeytan gibi görünmenin sebebidir!
Alkollü sürücüler bahanesine gelince... Baro Başkanı uyarıyor:
“İçkili araba kullanma cezasını arttırsınlar destekleriz. Ama endişem güvenlik güçlerinin artık hukukla değil kendi ahlâki ve dini değerleriyle icraat yapmaları...”
Başbakan, lokanta basan polislerin kimi rol modeli aldıklarını merak ederse hatalarını belki daha iyi görebilir.
İhbar gibi istifa!
Haberin Devamı

