Baykal’ın Başbakan’a cevabı bir “buyur gel” mektubundan ziyade savcılık iddianamesine benziyor.
Bu “iddianame” nin içerdiği olayları ve değerlendirmeleri Başbakan Erdoğan’ın önemsiz ve değersiz görme ve gösterme hakkı yoktur. Çünkü CHP liderinin terörü bitirmeye yönelik açılım siyaseti konusundaki görüşlerine çok önem verdiğini resmi bir mektupla belgeye dönüştürmüştür.
Kaldı ki Baykal’ın dün gönderdiği cevap mektubunda yaptığı kapsamlı değerlendirmeler birçok noktada büyük isabet taşıdığı için iktidara uyarıcı, dolayısıyla yararlı olacaktır.
Mektuptaki şu tespit gerçeği yansıtıyor:
Uzunca bir zamandır “iktidarın zihninde terör dönemine son verecek çözümün var olduğuna” dair bir inanç topluma pompalanmıştır.
Milli kimliğimizi ve bütünlüğümüzü tartışmaya açan, Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilmesini talep etmeyi makul karşılayan bir siyaset zemini böylelikle yaratılmıştır.
Ama bu, milleti ve devleti etnik temelde ayrıştırmak isteyen terör örgütünün projesine hizmet etmek değil mi?
Huzursuzluk kaynağı...
CHP’ye göre açılım sürecinin yanlış politikaları terör örgütünün itibarını ve bölgedeki meşruiyetini artırmıştır. Daha vahim iddia şu ki; “Güvenlik güçlerinin en önemli işi kendilerini korumak olmaya başlamıştır ve bölgede kamu düzeninin kontrolü elden kaçırılmaktadır!”
Baykal izlenen yanlış politikaların terör örgütünü muhatap konumuna getirdiğini, “yurdun dört bir köşesinde çevresi ile uyum içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşları huzursuz etmeye başladığını” belirtmiştir.
Bu da ciddiye alınması gereken bir uyarıdır.
Başbakan’a giden mektup ve ekleri, ana muhalefet partisinin çözüme yardımcı olacak görüşlerini de kapsıyor.
Bu mektuplaşmanın bir siyasi satranç oyunundan daha fazla bir anlamı ve sonuçları olmalı.
Başbakan CHP’yi sürece dahil etmek yolunda zorlayıcı olmaya çalışırken belki aldığı zehir zemberek cevap mektubu nedeniyle pişmanlık duymuş olabilir ama olmasın.
Çünkü Baykal’ın mektubu ile önüne gelen uyarılar ve öneriler, sonuçta doğabilecek büyük bir hezimetten ülkeyi ve tabii AKP iktidarını da kurtaracaktır.
Ciddi ve samimi olalım
CHP liderinin cevap mektubu, Başbakan’ı Baykal’la bir araya gelme isteğinden vazgeçmeyi düşündürecek kadar ağırdır. Ama konunun önemi bu olaya Başbakan’ın “sıra dışı” yaklaşmasını gerektiriyor.
“Tehlikeli tuzaklar barındıran bu açılım politikasında hiçbir şekilde sizinle birlikte olamayacağımız çok açıktır..”
Buna mektubun hüküm cümlesi gibi bakmamak gerekir.
İşbirliğinin engeli, AKP’nin “açılım” tercihi değil, izlediği politikanın ürettiği tehlikelerdir.
İki liderin buluşması, Baykal’ın mektubunda her şey sakınılmadan söylendiği için somut sorunların tartışılmasına imkân verecek ve çok da yararlı olacaktır.
Deniz Baykal bu görüşmenin görüntülü olarak belgelenmesini istemiş ki bu öneriyi çok yersiz ve sakıncalı bulduğumu söylemeliyim.
Başbakan ve ana muhalefet lideri iki devlet adamı gibi konuşabilmeli, ikisi de samimi düşüncelerini ileride aleyhlerine delil olarak kullanılacağı endişesi taşımadan açık açık söyleyebilmelidirler.
TV tartışmasında hangi meseleyi çözdüler?
İddianame gibi
Haberin Devamı

