Hokus pokus

Haberin Devamı

Başbakan’ın bağımsız medyaya niçin kızdığını artık çok iyi biliyoruz.

Deniz Feneri rezaletini kovalama ısrarından vazgeçmeyen gazeteler, husumetin hedef tahtasındadır.

Ama Başbakan’a sıkıntı vermesin diye görevimizi yapmaktan vazgeçemeyiz.

Bu rezaletin tedirgin edici gölgesinden kurtulmayı istemek Başbakan’ın hakkı olabilir. Fakat adaletin önü açılıp olay bütün yönleriyle aydınlanana, suçlular cezalarını görene kadar kurtuluşu yoktur.

Başka türlü rahata eremez.

Çünkü “Allah ile kandıran” ve dindar insanları dolandıran bir çetenin varlığı Alman mahkemesi tarafından tespit ve tescil edilmiştir. Mahkeme ele geçirdiği suçluları cezalandırmış, kaçan ve Türkiye’de olduklarını tespit ettiği asıl büyük zanlıların yakalanması ve sorgulanması için yardım istemiştir.

Biz düne kadar Alman mahkemesinin dava dosyasını “Alın okuyun, isterseniz değerlendirin” havasında gönderdiğini biliyorduk.

Oysa Frankfurt Savcılığı Sözcüsü’nün açıklamasından anlıyoruz ki Alman mahkemesi Türkiye Adalet Bakanlığı’na sadece dava dosyasını göndermemiş, bir dosya daha göndermiş.

O dosyada da Frankfurt Mahkemesi’nin asıl fail saydığı ve aralarında RTÜK Başkanı Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Karaman’ın da bulunduğu 15 kişi için adli yardım talepleri yer alıyormuş.

Fakat Ankara’dakiler “Biz ikinci bir dosya almadık” diyorlar!

Belli ki Başbakan’ın Deniz Feneri hassasiyeti çok derinlere işlemiş.

Dava dosyasının iki aydır tercüme edilememesi, Türkiye’de Deniz Feneri dolandırıcılığı için ayrı bir dava açılmasına izin verilmeyeceğini belli ediyor.

Alman Mahkemesi’nin taleplerini içeren dosyanın kaybolması ise karartma çabalarının sınır aşırı boyuta ulaştığını gösteriyor ki buna cüret değil “kendini ele verme hali” demek daha yerinde olur.

İktidar bu kaçak siyasetin, Deniz Feneri’nden partiye de para aktarıldığı şüphelerine kuvvet kazandıracağını göremiyor mu?

Yoksa bu şüphenin kanıtlanacağı günün yaklaştığını hissetmek mi Başbakan’ın öfkesini kabartıyor?

Bir yıllık uzatma..

“Ermenistan ile mutabakata varıldı” açıklamasına bakarak umuda veya telâşa kapılmamak lâzım.

İki ülke arasında bir süredir gizli diplomasi yoluyla yürütülen görüşmelerin ulaştığı aşama sonuç değil bir başlangıçtır.

Normalleşme için hangi konularda uzlaşma aranacak; bunlar belirlenmiştir.

Önümüzde uzun ve yorucu bir yol var.

Azerbaycan’ın kapıldığı telâş, meselenin ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koymuştur. Bakü bu başlangıcın Türkiye’nin kısa zamanda Ermenistan sınırını açmasına varacağından kaygılanmış ve hemen silâhlarını çekmiştir.

Hazar gazı ve petrolüne koridor olma avantajından yoksun bir Türkiye’nin gücü ve cazibesi kalmayacaktır.

Bu doğru ama Türkiye böyle bir şantajı hak etmemiştir. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın Antakya’da söyledikleri ortada:

“Ön çalışmasını yaparız ancak bu kesinlikle Dağlık Karabağ sorununun çözümüne bağlıdır.”

Bakü’nün istediği Karabağ’daki Ermeni işgali bitmeden sınırın açılmamasıdır. Tayyip Erdoğan da aynen bunu söylüyor.

Peki mutabakat açıklamasının amacı ve acelesi neydi?

Yarın yapacağı yıldönümü açıklamasında ABD Başkanı Obama’yı “soykırım” sözcüğünü kullanmak mecburiyetinden kurtarmak..

Dün geceyarısı o yapıldı ve “soykırım” tehdidi bir yıl ertelendi!


DİĞER YENİ YAZILAR