Türkiye'nin etkili bir siyasi ve ekonomik bölgesel güç olmasını herkes ister.
Ama bunun kabul edilemez bir maliyeti olmamalıdır.
Demokrasilerin böyle risklere karşı teminatı devlet geleneğine uygun davranmak ve şeffaflık yoluyla toplumun denetimine açık olmaktır.
Fakat Başbakan Erdoğan'ın Suriye Devlet Başkanı Esad'la kurduğu temasta temel bir yanlış yapılmıştır. Dış politika danışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu, Başbakan'ın özel elçisi olarak Şam'da Beşar Esad ile görüşmeye girerken T.C. Büyükelçisi Halit Çevik dışarda bırakılmıştır.
Demokratik yönetimlerin de bazen halktan gizlisi olabilir ama devletten gizlisi hiçbir zaman olamaz. Olmamalıdır.
Washington'daki arkadaşımız Ruşen Çakır ABD Başkanı Bush'un, İsrailli onbaşıyı kaçıran Filistinli gruplar üstündeki etkisini kullanmaya Esad'ı razı etmesi için Başbakan Erdoğan'dan yardım istediğini bildiriyor.
Büyükelçi görüşmeye girse, konuşulanları devletin hafıza kaydına geçirmek dışında hiçbir şey yapmayacaktı. Buna mani olanlar acaba konuşmalarının "İlerde aleyhlerine delil" olarak kullanılacağı endişesi mi taşıyor?
İktidar topluma böyle bir duyguyu vermemelidir. "Hey!.. Neler karıştırıyorsunuz orada?" diye bağırtmamalıdır kimseyi.
Daha önce Turgut Özal baba Bush'la, Erbakan da Kaddafı ile görüşmesinde aynı şeyi yapmış, Dışişleri Bakanlığı'nı izole etmişlerdi.
Son olay daha beteridir.
Çünkü burada Başbakan'ın danışmanı dışlamıştır Büyükelçi'yi.
Şam'daki Büyükelçi'nin Suriye yönetimi gözünde şimdi ne duruma düşeceğini sormaya hiç gerek yok.
Çünkü devlet gelenekleri yerine konulan aşiret ve cemaat üslubunun ilerde başımıza neler getirebileceği endişesi, her şeyin önüne geçiyor!
Aklın ve hakkın yolu
AİHM Alevilere zorunlu din dersi verilmesini din ve vicdan özgürlüğüne aykırı buldu ya...
Şimdi herkes kararı bir yanından çekiştiriyor.
Başlıca iki itiraz var:
Birincisi zorunlu din dersinin Anayasa emri olması, ikincisi ise okutulan dersin din bilgisi değil kültür ağırlıklı olduğu savı.
Okutulan dersin kültür ağırlıklı olduğu savı AKP iktidarı dönemindeki uygulamalarla çürümüştür. Bu dersin Sünni İslâm'ı öğretme amaçlı olduğunu artık herkes biliyor.
AKP iktidarına yaltaklanan ağızlardan çıkan "Müslüman değilim diyen derse girmez" sözü ise hakarettir, tuzaktır, tahriktir.
AİHM'in yaklaşımı "Aleviyim diyen de eğer istemiyorsa derse girmesin" mantığını yansıtıyor.
Bu insanlar niye "Müslüman değilim" demeye mecbur ediliyorlar?
Din dersleri, Sünni İslâm öğretisi üzerine kurulmaz, denildiği gibi din kültürü öğretilir ve onun içinde Alevilik de hakkı olan saygıyı görür ve payı alırsa mesele çözülür, biter.
Din dersinin Anayasa emri olması, bugünkü yanlı ve baskıcı politikanın bahanesi olamaz.
Olsa olsa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin hatta ruhuna aykırı uygulandığı için kendi Anayasamızın ihlâli olur!
Hey neler oluyor!
Türkiye'nin etkili bir siyasi ve ekonomik bölgesel güç olmasını herkes ister. Ama bunun kabul edilemez bir maliyeti olmamalıdır
Haberin Devamı

