Her işin başı!

Haberin Devamı

Cumhuriyeti yüceltecek yerde ona sırtını dönen eğitim anlayışı sorunlarımızın baş sebebidir.

Sandığa hâlâ yöneticilerimizi seçmek için değil de sanki yönetim modelimizi belirlemek için gidiyoruz.

Çünkü Müslüman dünyasının tek demokratik ülkesini yaratan inkılâpların değerini takdir ederek yetişen kuşaklar azalıyor.

Atatürk’e dil uzatan ucuz kahramanların bu kadar çoğalacağına kim ihtimal verirdi?

Amerika’nın etkili düşünce kuruluşlarından biri olan Stratejik ve Uluslararası Araştırma Merkezi (CSIS) bir yıllık çalışma ürünü olan Türkiye Raporu’nu dün açıkladı.

Halkın seçimde verdiği mesajla yeni strateji oluşturacaklarını belli eden Başbakan bu rapordan mutlaka yararlanmalıdır.

Kritik bulduğum üç başlık AKP’nin yeni stratejisi üstünde belirleyici olmalı.

CSIS’e göre “Türkiye politikasında geçici bir belirsizlik dönemine giriliyor.”

“Ülkenin geleceği laik ve dindar güçler arasındaki çatışmalarla ve dış etkenlerin mücadelesi sonucunda belirlenecek.”

“Laik yönetim yapısını koruyamazsa Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması mümkün değildir.”

CSIS de aynı yanlışa düşürülmüş:

Laik güçlerin karşıtı dindar güçler olamaz. Çünkü itikat sahibi olmak, demokratik laik rejimi savunmanın engeli değildir. Hatta tersine dinin kişi ve zümre çıkarına istismar edilmesine izin vermediği için laiklik dinin de dindarın da güvencesidir.

Rejimi asıl tehdit edenler, siyasi ve maddi menfaatler için dini sömürenlerdir. Bu amaçla din kisvesi altında örgütlenenlerdir.

Yani dinci oligarşidir.

Rapordan şu tavsiye çıkıyor:

Eğer AB’ye üyelik hedefinde AKP hâlâ samimi ise laik rejime karşı örgütlenmiş dinci güçleri ülke için, hatta kendisi için dost kabul edemez.

Başbakan Türkiye’nin önündeki dönemi anlamsız çatışmalarla ziyan etmemek için ne lâzımsa yapmalıdır.

Bizce birinci tedbir, din-laiklik ilişkisini ters anladıkları için risk faktörü haline gelen öğretmenlerin elinden çocuklarımızı hızla kurtarmaktır.

Bunun için cadı avı gerekmez.

Başbakan tavrını açık etsin yeter.

Çünkü o bahtsızlar iktidarın hoşuna gideceğinden, bu sayede yükseleceklerinden emin olmasalar o yaptıklarını yapmazlar!

Başbakan haklıymış!

Sabık yaratmaya hevesli bir iktidar gelirse Başbakan Erdoğan’ın ne kadar sıkıntı çekeceğini, biraz tarih okuyan herkes tahmin edebilir.

Medyayı o, halkı aydınlatmak gibi vazgeçilmez bir kamu görevinin aracı olarak hiç görmedi. Bazen gizlenen, bazen çarpıtılan haberlerle ve maksatlı yorumlarla kamuoyunu yönlendiren ve seçim kazandıran bir alet olarak değerlendirdi.

En kıdemli yandaş gazetenin Almanya’da Deniz Feneri dolandırıcılığından devşirilmiş paralarla kurulduğuna dair bulgular, Sabah ve atv’yi kontrolü altındaki medyaya katmak amacıyla Başbakan’ın göze aldığı mali manevralar, hep bu zihniyeti açığa vuruyor.

TRT’yi de kendi malı gibi kullandığı hesaba katıldığında medyanın daha büyük kesimini kontrol ettiği halde Başbakan tatmin olmamış bağımsız gazeteleri okumamaları için yandaşlarına çağrılar yapmıştır.

Seçim sonuçları korkularını doğruluyor:

Gazete satışlarının yüksek olduğu bölgelerde AKP geride kalmıştır pazar günü. Amblemi ampul olan partiye aydınlık zarar veriyor; ne garip!

İktidar için çare baskı kurup susturmak değil kendini düzeltmektir.

Çünkü gerçek güneş gibidir. O çıkınca ampulün ışığı önemini kaybeder.

Başbakan aydınlıkla barışmalıdır!

DİĞER YENİ YAZILAR