Katılım ilkesini dar anlamda tarif ettiğimiz için demokrasi deyince aklımıza sadece seçim geliyor.
Seçtiklerimizi iyi denetleyemiyoruz, bundan ötürü çok zarar görüyoruz ama zamanı gelince de seçim işini “en iyi şekilde” yapmayı biliyoruz.
Mesela bizdeki seçime katılma oranları köklü demokrasi geleneğine sahip pek çok Batı toplumundan daha yüksek düzeyde.
Son dört seçimin ortalama katılım oranı yüzde 81 olmuş.
Bu seçim de, tarihi önemi düşünüldüğü zaman yüksek düzeyli bir katılımı hak ediyor.
Halkın hak ve özgürlüklerine sahiplik şuuru daha geniş bir hareket alanını kapsayacak duruma gelse bu elbette demokrasimiz için iyi olur ama yine de her şeyin başı seçimdir ve hedef mümkün olabilecek en yüksek oranda vatandaşın sandığa gitmesidir.
O nedenle mutlaka oyunuzu kullanın. Demokratik haklara, özgürlüklere, güzelliklere lâyık bir toplum olduğumuzu gösterin.
Siyasetçiye kızıp sandığı boykot etmek papaza kızıp oruç bozmak, pire için yorgan yakmaktır.
Protesto ettiği sebebi azdıran eyleme boykot denemez.
Sandığa gitmemeyi düşünecek kadar seçici olabilen seçmenler, ülkenin geleceği için en doğru seçimleri yapma kapasitesine sahip vatandaşlardır.
Çevrenizde mutlaka vardır onlardan; kaldırın, sandığa onları da götürün!
Yorumsuz Hubris!
İngiliz siyasetçi ve bilim adamı Lord Owen “Büyük siyasetçilerin gururları tıbbi bir bozukluktur” diyor.
Lord Owen “Brain” adlı bilim dergisi için kaleme aldığı makalede, liderlerin yükseldikçe beyin kimyalarında meydana gelen değişiklik yüzünden hastalandıklarını yazdı.
Onları despotlara dönüştüren bu tıbbi bozukluğun belirtilerini de şöyle özetledi:
Dünyayı, üzerinde gücünü dememek için yaratılmış bir arena gibi görmek;
İmaja aşırı önem vermek;
Mesihvari tavırlar takınmak;
Karar ve eylemlerinde sadece tarihe ve tanrıya karşı sorumlu olduğunu düşünmek..
Hubris Sendromu denilen bu belirtiler kudretli kişilerin kendilerini yok edişlerini anlatıyor. Lidere zirveye ulaştığının, daha doğrusu düşüşün eşiğine geldiğinin alârmını veren işaretler...
Lord Owen’a göre Bush, Thatcher ve Blair bu hastalığa yakalanmıştır ama bizce ayarı bozulmuş bütün demokrasilerde benzer sıkıntılar yaşanabilir. Neyse...
Seçim yasakları sebebiyle bu haberin yorumunu yapamıyorum.
İhtiyaç duyacağınızı pek tahmin etmiyorum ama yine de merak eden olursa bakarız!
Şahin pençesi
Adalet Bakanı Şahin’in 15 yaşındaki kızı ile 13 yaşındaki oğlunun, Sosyal Güvenlik Yasası yürürlüğe girmeden bir kaç gün önce çalışıyor gösterilerek sigortaya kaydettirildiği haberi ne yankı yaratacak; merak ediyordum.
Bakan Şahin beni yanılttı.
Alışıldığı gibi “Gazete yalan yazıyor” diyeceğini beklerken o sürpriz bir tepki gösterdi:
“Çocuklarının erken yaşta sigorta ettirildiğini gazete haberlerinden öğrendiğini” iddia ettikten sonra “Çocuklarımın velisi benim. Dolayısıyla benim müracaatın olmadan çocuklarımın sigorta ettirelemeyeceğini düşünüyorum” dedi.
Ama ettirilmiş... Demek ki ortada faili meçhul bir iyilik var!
Şu seçim geçsin, bakan bey “iznini almadan bu sigorta işlemini kim yapmış, nasıl yapmış” hesabını soracakmış; öyle diyor!
Yani bu iyiliği kim yaptıysa bir süre ortadan kaybolsun.
Şahin gözünden kurtulmak zordur;
Allah yardımcısı olsun!
Haydi sandığa!
Haberin Devamı

