AKP döneminde ekonomi kötü gitmedi. Hatta kimilerine göre “iyi gitti” bile denebilir.
İktidar bu başarıyı işi bilmesine mi yoksa yetersiz olduğunu bilerek IMF reçetelerine harfiyen uymasına mı borçludur?
Tabii ki haddini bilmesine borçludur.
IMF’nin direktiflerine uymak yalnız istikrarlı bir büyümenin yolunu açmamış faizi haram sayan bir siyaset anlayışının yanlışlarından da ülkeyi korumuştur.
Türkiye mayıs ayında anlaşma bittiği için IMF’nin gözetiminden yoksundur ve iktidarın krizde yetersiz kalacağı korkusu iş dünyasını sarmaktadır.
Endişeler boşuna değil, çünkü ekonomi yönetim güven veren bir enerji ve basiret göstermiyor. Devlet Bakanı Şimşek dün “Reformları hızlandırmak ve reel sektörün en az kayıp vermesini sağlamak şart” diyordu.
Bakan bey bu akılları kime veriyor?
“Şart” dediği tedbirleri hayata geçirmek kendilerinin görevi değil mi?
İktidar iş dünyasının birikiminden daha çok yararlanmalı. İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş önceki gün Başbakan’a akılcı bir öneride bulundu:
İşsizlik Sigorta Fonu’nda 35,7 milyar YTL (yaklaşık 22 milyar dolar) birikmiş durumdadır.
Bu para kriz mağduru işsizlere dağıtılmak üzere bekletilecek yerde şirketler batmasın, çalışanlar işsiz kalmasın diye değerlendirilse daha iyi olmaz mı?
İş dünyası IMF ile yeni anlaşma istiyor. İktidar IMF’ye borçlu olduğu kazanımları inkâr ederek, yaklaşan yerel seçimlerde savurganlık yapma kolaylığı ele geçirebilir.
Ama böyle bir sorumsuzluk, ayağına ateş etmenin bedelini ödetir sahibine.
IMF’nin “iyi ekonomik sicile sahip” ülkelere gösterdiği üç örnek arasında Türkiye’nin de adı sayıldı.
Türkiye, Brezilya ve Güney Kore gibi “iyi ekonomik sicile sahip” ülkelere krizi aşmakta yardımcı olmak üzere IMF’nin özel bir kredi imkânı sunmayı planladığı bildirildi.
Türkiye bu sicili yedi yılda milletçe ödediği bedeller karşılığında hak etti.
İktidar bu şöhrete zarar vermemeli krizi IMF’nin güvenlik şemsiyesi altında geçirmenin avantajını ucuz popülizme feda etmemelidir!
Nakıs başarı!..
Polisimizin sorgulama becerisinden bütün dünya haberdar oldu.
Amerika’da internet üzerinden 150 milyon dolarlık kredi kartı hırsızlığı yapan Ukraynalı, Antalya’da tatil yaparken yakalanmıştı biliyorsunuz.
Hırsızlıkla ilgili bilgileri üst düzey bir metodla şifrelediği için ortada delil bırakmadığı ve inatla konuşmadığı öğrenilen Maksim Yastremski’nin bir süre sonra Amerika’ya teslim edildiği haber verilmişti.
Amerikan Adalet Bakanlığı’ndan bir yetkilinin bir konferansta yaptığı şu açıklama, olayın karanlık yüzünü -tabii bizim yüzümüzü karartarak- aydınlattı:
“Burnu havada bir suçluyu Türk Polisi ile bir hafta aynı odada bırakırsanız istediğiniz her bilgiyi alırsınız!”
Anlaşılacağı gibi bu bir “nakıs başarı”dır. Çünkü aynı zamanda bir işkence ihbarıdır.
Neyse, ağlanacak halimize güleriz ya size bir Pazar fıkrası:
Afrika’da polis olimpiyatı yapılıyor.
Beş finalist özel tim takımı, ormana salınan 5 leoparı yakalayacaklar...
En sona bizimkiler kalmış. Üstelik yaralı bir aslanla dönmüşler. Hakemler sorunca bizim kaptan açıklamış:
“Hayvanı çabuk yakaladık ama leopar olduğunu itiraf ettirene kadar epey zorlandık, çok vakit kaybettik!”
Harcamayın!
Haberin Devamı

