Başbakan, din temelli çözümlere programlanmış düşünce sistemini modernize edebilir mi? Etse çok iyi olur!
Bazen gerçekleri isabetle saptıyor, çözüm aşamasında açmaza düşüyor, bazen de tersi oluyor...
Mesela büyük kentlere vize önermesi, birinci örneğe uygundur.
Geçen gün “İnsanı yerinde doyurabilmek, onu yerinde kalıcı kılmaktır asıl olan. Eğer büyük şehirlere işi, yeri, yurdu olmadan gelmelerine zemin hazırlarsanız terörü tahrik edersiniz. Çarpık, kaçak yapılaşmaya, insanları suça teşvik edersiniz” demiş.
Göç zorunluluğunu ortadan kaldıracak çareler elbette çözümün ruhunu oluşturuyor. Ama insanları yerlerinde doyuracak çareyi üretmemişseniz büyük şehirleri görünmeyen kale surları ile çevirmenin kimi ve neyi koruyacağını iyi düşünmek gerekir.
Tedbiri ihmal eden yasak despotluktur.
Başbakan Erdoğan büyük kentlere yönelik göçü vize ile durduramaz.
İnsanları yerlerinde doyurabilmenin çaresi bütün çağdaş toplumlarda aynıdır. Aileleri, bakabilecekleri kadar çocuk dünyaya getirmeleri konusunda teşvik etmek tedbirlerin başında geliyor.
Ama Tayyip Erdoğan bir tarihte yandaşlarına yaptığı “Allah ne verdiyse çoğalın” çağrısını geri almadı.
Doğum kontrolu ve nüfus planlaması konusunda devletin daha önce üstlendiği yardımcı rol sorumluluğu yeni anayasa taslağına dahil edilmedi.
Yeterli gıda, sevgi ve eğitim veremeyeceğin çocuğu dünyaya getirmeyi düşünmemek dinen günah olamaz. Ama bunu düşünmeden doğurup sokaklara salmanın mutlaka günahı vardır.
Başbakan büyükşehirler için vize koyacağına, liderlik yaptığı insanların kafalarına soktuğu yanlış düşünceyi düzeltmeye öncelik vermelidir.
İsterse ulemaya (!) sorsun. Önerdiğimiz yol onu günaha sokmayacak, günahtan kurtaracaktır.
Fakat yoksullar ve cahiller ne kadar çoğalırsa, siyasette ömrüm o kadar uzun olur diye düşünüyorsa o başka.
Günahı boynuna!
Çocuklara yazık
Isparta’da bir din dersi öğretmeni çocuklara Said-i Nursî’nin sözlerini içeren notlar dağıtmış.
Aynı okulun müdürü de daha önce okulun internet sitesinde Said-i Nursî propagandası yapmakla suçlanıp soruşturma geçirmiş.
Ne mi olmuş bunlara?
Tahmin edebildiğiniz gibi hiçbir şey olmamış. Başka bir okulda görevlendirmişler.
Hüseyin Çelik’in bakanlığında din, iman, tarikat sömürüsü yapmak, çocukları bu sömürünün rehini durumuna düşürmek suç değil. Allah bilir, ilerdeki daha yüksek sorumluluklar için sicillerine artı puan bile yazılıyordur!
Oysa bir demokratik hukuk devletinde böyle suçlar ağır ceza görür. Bizde suç işleyen öğretmen başka bir okula gönderilerek cezası başka çocuklara çektiriliyor.
Yeni okullarında öğrencileri bu öğretmenlerin marifetinden haberdar etmemek insanlık suçudur, bu kutsal mesleğe ihanet suçudur.
Kovmuyorsunuz, bari çocuklara kendilerini savunma hakkını çok görmeyin!

