Anadolu’da “Haklısın ama alacağın yok” derler; Başbakan’ı dinlerken dün aklıma o söz geldi.
AKP’nin Kızılcahamam toplantısında Tayyip Erdoğan şöyle diyordu:
“Avrupa Birliği dedik ‘kimliğimiz tehlike altında’ dediler. Kıbrıs dedik ‘peşkeş çekiyorlar’ dediler. Komşularla sıfır problem dedik ‘eksen kayıyor’ dediler. Şimdi milli birlik ve kardeşlik süreci diyoruz ‘ihanet’ diyorlar.
Eflâtun ne güzel söylemiş; Korkaklar hiçbir zaman zafer anıtı dikememişlerdir.”
Dinleyenlerin çoğu Başbakan’a hak verecektir. Ama haklı olmak yetmiyor.
Muhalifleri “korkak” davranmakla suçlayabilmenin şartları vardır. O şart da güven duyulmayı hak eden bir geçmişe ve gelecek garantisine sahip olabilmektir.
AKP iyi bir sicile sahip değil. Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan ötürü Anayasa Mahkemesi’nde hüküm giyen bu parti, şimdi telefon dinlemeleri yüzünden hukuk devleti ilkelerini ihlâlden soruşturmaya tabi tutuluyor.
Bülent Arınç geçen gün komutanların demokrasiye bağlılık demeçlerini niçin daha sık vererek milletin yüreğini ferahlatmadıklarını sorarak dolaylı moral yardımı çağrısı yapıyordu.
İktidar sözcüleri “empati” lâfını çok severler; niye aynı şeyi laik rejime içtenlikle bağlı olduklarını göstermek için kendileri yapmıyorlar?
Muhalefetin AKP iktidarına destek borcu altına girebilmesi için ona güvenmeleri gerekir. Halbuki onlar ve halkın önemli bir kesimi AKP’nin emellerinden, yöntemlerinden korkuyor.
İyi şeyler söyleyip kötü yerlere götüreceğinden korkuyor.
Mesela hukuksuz telefon dinlemelerinin getirdiği korku rejiminden nasıl çıkacağız?
Önce muhatabını bulmak lâzım değil mi?
Dün Başbakan “Bu meselenin hükümetle yakından, uzaktan bağlantısı yoktur” diyordu. Peki kiminle var?
Düne kadar işlenen hukuk cinayetlerini tırnak kaşıyarak seyretmediniz mi?
TİB’in başındaki işgalin sorumlusu siz değil misiniz?
Kendisinin de dinlendiğini söylemesi bir Başbakan’ı mağdur yapmaz, evi soyulan polis müdürü gibi gülünç yapar.
İktidarlar güven vermedikleri yerlerden destek isteyemezler.
AKP’nin şu andaki performansı desteği hak etmiyor!
Adalet yardımı...
Alman yargısı, futbol maçlarını yönlendirerek dolandırıcılık yapan bir şebekenin peşine düştü.
Avrupa’nın sekiz ülkesine dal budak saran şikeciler Bochum Savcılığı’nın ilk bulgularına bakılırsa Türkiye liglerinde oynanan 29 maçın da sonucunu etkilemiş.
Alman adaletine ne kadar teşekkür etsek azdır. İyi ki Alman mahkemeleri var. Olmasa temizlenemeyeceğiz!
Bildiğiniz gibi Frankfurt savcılığı ve mahkemesi olmasaydı Deniz Feneri ortaya çıkmayacak, başındaki ahlâksızlar takımı merhametli gurbetçileri soymaya devam ediyor olacaktı.
Dolandırıcılık durdu ama Türkiye’deki elebaşılar ceza görmediler hâlâ.
Suçlama imzasız ihbar mektubu veya gizli tanık ile yapılmamış, doğrudan oradaki suçluları yargılayan ve itirafçı sanıkları mahkûm eden mahkeme başkanı tarafından yapılmıştır.
Asıl failler buna rağmen “sessiz kalma hakkı”na sığınarak adaleti oyalıyorlar.
Şimdi Türkiye’deki şikecilerin bulunması şansı ne kadar diye sorarsanız cevabı bellidir:
Eğer işe karışanlar Deniz Feneri’nde olduğu gibi iktidar partisi ile ilişkili insanlar değilse yakalanır, yargılanır, cezalarını bulurlar. Ama Deniz Feneri takımı gibi iktidarla ilişkiyi kurmuş kurnaz insanlarsa boşuna beklemeyin.
Karambolde kaybolur hepsi!
Haklısın ama...
Haberin Devamı

