Güvenebilsek...

Haberin Devamı

Demokratik toplumun avantajı, yanlıştan dönme imkânını siyaset yapanlara cömertçe tanımasıdır.

Partisi kapatılacak, kendisi yasaklanacak gerginliği altında tatsız günler geçirdiğini bildiğimiz Tayyip Erdoğan, demokrasinin sunduğu bu olanaktan yararlanabilir mi?

Bunun için önce yanlışa düştüğünü kabul etmesi lâzım. Oysa yargı ile çatışıyor olmasından kaynaklanan gerginlik hali buna şimdi izin vermeyebilir.

Ama lider sorumluluğu havayı yumuşatmasını, suçlanan bir parti olarak savunma durumuna geçmesini emrediyor. Hem de partinin tüm sözcüleriyle akort halinde..

Tablo, olması gerekenin tam tersidir:

New York’ta hafta sonu yapılan Türk Günü Yürüyüşü’ne katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış “Türkiye’nin en üst makamına gelmiş 11 yargıcımızın, Türkiye’nin istikrarını, Türkiye’nin huzurunu, Türkiye’nin ekonomisini, Türkiye’nin dış politikasını, Türkiye’nin AB sürecini, her şeyi hesaba katarak karar vereceklerine, Türkiye’de son altı yılda yaşanan olumlu başarıları da göz önüne alarak karar vereceklerine inanıyorum” demiş.

Sözler güzel ama...

Anayasa Mahkemesi üyelerine karşı dışardan, yabancı hükümetlerin baskısını davet eden bir mazlum karakter sergilemesi, içerde yüksek yargıyı aşağılayan bir ceberrut çelişkisi...

Bu oyunun kazanma şansı yoktur.

Tayyip Erdoğan’ın bir propaganda sihirbazı olduğu söylenir. Ama beş yılını dolduran bir Başbakan olarak deşifre oldu, eskisi kadar sürpriz yaratamaz.

Mesela pazar günü kadın kolu kongresinde etkileyici şeyler söyledi:

“Demokrasi de laiklik de Türkiye’nin değişmez, değiştirilemez gerçekleridir. Önünde başka bir seçenek de yoktur. Laikliği sadece sistem olarak savunmuyoruz, aynı zamanda yaşıyoruz.”

“Endişeye kapılan vatandaşlarım olabilir. Unutmayın biz birbirimize emanetiz. Benim yaşam biçimim, özgürlüğüm sizlere emanet, sizin tercih hakkınız bize emanettir. Hepimizin güvencesi demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyet rejimimizdir.”

Sade ve içten olsun

Erdoğan zaman zaman herkesin onaylayacağı şeyler söylüyor ama yaptıkları ile sık sık halkın önemli bir kesimini endişeye sürüklüyor.

“İçinden mi geliyor bu söyledikleri?”

Beş yıldır tatmin edilememiş bir meraktır bu.

Partinin kurucularından Emin Şirin yolunu Erdoğan’dan ayırdıktan sonra şunu demişti: “Üç-dört metin yazarı var. Halka seslenirken de grup konuşmalarında da hep onların yazdıklarını okur!”

Belki bunun etkisi.. Ona yakıştırılmayan süslü lâflar ikna edici olmaktan ziyade takıyye şüphesi uyandırıyor.

Bir okurum, Atatürk inkârcısı olmayan dindarlar da dahil büyük bir halk kesiminin Başbakan Erdoğan’dan tüm sadeliği ile şunu söylemesini beklediğini yazdı geçen gün:

“Biz laik cumhuriyetin milletvekilleri olarak görev aldık. Demokratik hukuk düzenini ve laik cumhuriyeti koruyacağımıza namus ve şerefimiz üzerine yemin ettik. Şeriat düzeni getirmek gibi bir amacımız asla yoktur ve olamaz.”

Bu sade sözler Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak savunmaya da esas olabilir.

AKP’nin bu savunmayı yapacak yerde yargıya karşı saldırgan bir tutum sürdürmesi, insanların kafasında yeni bir soru oluşturuyor:

“Böyle bir savunmanın tabanlarında kayma yaratacağından mı korkuyorlar?”

DİĞER YENİ YAZILAR