Gencecik fidanları, masum vatan evlâtlarını, fedakâr yiğitleri yirmi yaşında toprağa götüren sebep nedir?
Onları ölüme gönderenlerin de uğrunda ölmeye hazır oldukları bir amaç, bir değer var mı görünürde?
Akif, Çanakkale şehitleri için “Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor” demişti.
Onlar mübarek canlarını neye adadıklarını biliyorlardı. Bugün batan güneşler bilmiyorlar!
On üçünü yeni toprağa verdik.
Ülkeyi idare edenler, onlara şehitliklerinin hangi yüce amaca hizmet ettiğini söyleyemezler.
Bu çocuklar canlarını vatan için verdiklerine inandıklarından ölüme giderken arkalarına bakmıyorlar.
Yirmi beş yıldır ölüyoruz; nereden nereye geldik?
Demek ki vatanın yararına akmıyor bu kanlar, Mehmetler ziyan oluyor!
Lânetli bir kısır döngü yaşıyoruz. Kurnazlığı aklını aşmış yöneticilerimiz kişisel yetersizliklerinin cezasını millete ve özellikle gençlere çektiriyorlar.
Kalleşçe bir baskın, bayrağa sarılı cenazeler, yükselen nefret ve öfke, “terörle pazarlık olmaz” gerçeğini bilmem kaçıncı kez keşfetmek, yeni tedbirlerin kararlarını oluşturmak...
Sonra bir sükûnet dönemi. O zaman da amaç sorunu çözecek çareleri bulup hayata geçirmek değil, sadece ateşkes dönemini olabildiğince uzatmak...
Ve ardından yeni bir pusu, yeni şehitler...
Uluslararası komplo
Bu gel-gitlerin altında istikrarla yürüyen bir şey var: Bölücü Kürtçülerin dört Ortadoğu ülkesinin toprakları üstünde bir Kürdistan devleti oluşturma amacı!
Geçen gün Diyarbakır’da “demokratik özerklik” ilân edilmesine Başbakan Erdoğan alaycı bir tepki gösterdi ama bu uluslararası komployu kimse hafife almamalıdır.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürtlerinin ortak bir bayrak düzenlemek için yakında bir araya geleceklerine dair dünkü gazetelerde haber vardı.
Geçen zamanın aleyhimize çalıştığını unutuyoruz; unutmayalım!
Son katliam, daha önceki acemiliklerin izlerini taşıyor.
Hani bu savaş uzmanlık sahibi profesyonellerin ellerine teslim edilecekti?
En çok sınır beklemesi gereken askerler niçin savaş riski taşıyan operasyona dahil edilip katil sürülerinin önüne atıldı?
Güvence Meclis’tir...
TBMM bir ortak akıl oluşturmalıdır. Çünkü bölünme tehlikesinin önündeki en sağlam güvence demokratik bir meclisin varlığıdır.
Bu meclisten çıkan hükümet öncelikle terör örgütü ile müzakere yürütme yanlışını sürdürmekten vazgeçmek zorundadır. Çünkü terör örgütü özgür siyasetin önünü tıkıyor.
Bu milletin askeri, savaştığı katillerle devletin pazarlık yürüttüğünü bilirken gönlü rahat eder mi?
Hakkını helâl eder mi?
BDP milletvekillerini terör örgütünün uzantısı diye suçlamak da adil bir yaklaşım değildir.
Çünkü onların çoğu terör örgütünün rehinidir. En azından PKK’nın varlığını inkâr edemeyeceğini bilmenin çaresizliğine hapsolmuş tutsaklardır.
Terör tehdidi kalksın üstlerinden... Neyin savunucusu, neyin uzantısıdır, o zaman karar verelim.
İnsanlık onurundan nasibini almış hangi birey demokratik bir ülkenin özgür vatandaşı olmak yerine ırkçı bir diktatörlüğün kulu olmayı seçebilir?
Terörün ipoteğinden kurtulmayı başarabiliriz.
Yeter ki Tanrı bize bu acıyı unutturmasın!
Güneşler batıyor
Haberin Devamı

