Başbakan’ın sözleri de doğruluyor; ülkeyi bugün “kininin davasını” güden bir iktidar yönetiyor.
Görmemek için kör olmak lâzım.
Özellikle üçüncü iktidar dönemini AKP, temsil ettiğini düşündüğü kitle ve değerler adına geçmişten intikam almak amacında kullanıyor.
Ezici iktidar çoğunluğu sayesinde ele geçirilen devlet gücü, meşru kabul edilemeyecek baskılar ve tertiplerle “rövanşist” tatminler için kullanılıyor.
Cumhurbaşkanı Gül Tunus’a giderken yanındaki gazetecilere “28 Şubat’la hesaplaşılırken rövanşizme kapılmamak gerektiğini” belirtti.
Bu öğüdünün altını şöyle doldurdu:
“Rövanşist bir düzeyde meseleleri ele alırsanız olayı bitmez tükenmez bir sıra meselesi haline getirirsiniz. Sıra size geldiğinde rövanşı alırsınız ama bir sonraki sefer diğerlerine sebep yaratmış olursunuz.”
Özellikle yargıyla oynayarak siyasi kan davaları yaratmanın yanlışını vurgularken Cumhurbaşkanı Gül doğru bir uyarıda bulunmuştur.
Bu uyarı, iktidarın rövanşist çizgisinin Cumhurbaşkanı tarafından doğrulanmasıdır.
Peki en üst düzeyde yapılan bu tespit, iktidarı “kötü” yoldan vazgeçmeye razı edecek midir?
Korkarım ki hayır...
Çünkü Cumhurbaşkanı’nın yaptığı uyarı doğru ama gerekçesi güçlü ve olgun değil, eksik ve hamdır.
“Sen yaparsan, sırası geldiğinde onlar da sana aynını yaparlar” demeye getiriyor.
Ahlâktan ve hukuktan beslenmiyor bu “yapmayın” tembihi, geri dönecek bir kötülüğe karşı bencil hesaplı bir savunma tedbiri öneriyor.
Büyük sözü işe yarasaydı Anadolu kan davalarının yurdu olarak gelmezdi bugünlere.
Hırs, hınç ve intikamı, “gün gelir geri döner beni vurur” hesabı ile değil “ayıptır, günahtır, haksızlıktır” gerekçesiyle reddeden bir ahlâk anlayışı ve kültür topluma egemen olmadıkça, Gül’ün Tunus’a giderken havada söylediği söz havada kalacaktır.
Cumhurbaşkanı’nın sözleri keşke iktidar çevrelerini “Biz ne yapıyoruz?” diye düşündürse!
Türkiye’ye özgü durum...
Öyle bir adalet düzeni ki, mahkemeye düşmüş kişi beraat da edebilir, aynı eylemi nedeniyle 15 yıl hapse de hüküm giyebilir.
Yaşadığımız tecrübeler, en değerli istikrarın adalet alanında aranması gerektiğini öğretti hepimize.
Adalet alanında kötü sürprizlere çok sık rastlıyoruz. Ve bu durum yargıya olan güveni sürekli aşındırıyor.
Üç üniversite öğrencisi (Berna Yılmaz, Ferhat Tüzer ve Utku Aykar) Başbakan’ın konuştuğu “Roman Buluşması”nda “Parasız Eğitim İstiyoruz” yazılı bir pankart açtıkları için tutuklandılar, 18 ay hapis yattılar.
Nihayet savcının umutlandıran talebi geldi:
İddia makamı, gençlerin eyleminin Anayasa güvencesindeki düşünceyi açıklama özgürlüğü sınırlarının içinde bulunduğunu belirterek beraat istedi.
Dünkü duruşmada gençlerin, ailelerinin ve arkadaşlarının beklentisi, mahkemeden beraat kararı çıkacağı idi.
Ama Türkiye’ye özgü bir kötü sürpriz bekliyordu herkesi:
Beraat isteyen savcı tayin edilmişti ve gelen yeni savcı, parasız eğitim pankartı açan gençlerin terör örgütü üyesi olduklarını iddia ederek 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını talep etti.
Yarın sabah nasıl bir dünyaya gözümüzü açacağımızı tahmin edememek ne kadar tedirgin edici bir durum!
Gül’ün sözü...
Haberin Devamı

