Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun son kararı başlı başına bir reformdur!
Karar, yaşamakta olduğumuz hukuksuzluğa cesur bir itirazdır. Muhteris siyasetçilerin yoldan çıkardığı hukuk devletini rayına koyma umududur.
Polis İstanbul’da kaçak rakı üreten bir yere baskın yapmış iş yerinin sahibini de Kadıköy mahkemesi mahkûm etmişti.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi hükmü bozdu.
Çünkü arama hâkim kararı olmadan yapılmıştı. “Halk sağlığı”na yönelik risklerin gecikmeye izin vermiyor olduğu bahanesi, Yargıtay’a göre “aramada mahkeme kararı” bulunması şartını ortadan kaldıramazdı.
Bozma kararına çerçevelenip mahkeme duvarına asılacak şeyler yazıldı:
“Devlet vatandaşına her an gözaltına alınabileceği sorgulanabileceği, evinde iş yerinde arama yapılabileceği endişesini yaşatmamalıdır. Aksine güvenlik içinde özgür ve onurlu bir yaşam sunmayı amaçlamalıdır.”
Yargıtay C. Başsavcılığı konunun kamu sağlığı ile doğrudan ilgili olduğuna bakarak hukuka aykırı şekilde elde edilse dahi bu delillerin mahkûmiyete gerekçe olabileceğini savundu ama boşuna... Ceza Genel Kurulu da çağın hak ve özgürlük anlayışı safında yer tuttu.
Artık herkes şunu bilecek: Yasaya aykırı (mahkeme kararına dayanmayan aramalarda) elde edilmiş delil geçersizdir!
Suçun vahameti, usul hükümlerine uymamanın mazereti olamaz!
Kolluk kuvvetlerinin ve savcıların son zamanlarda usul hükümlerine uyma konusunda gösterdikleri sapmalar hukuk devletine ve adalete güven duygusuna darbe vuruyordu.
Yüksek yargı bu gidişe tavır koymuştur.
Mesajın iki adresi vardır. Biri kolluk, savcılar ve hâkimler ise diğeri muhaliflerini tasfiye etmek amacıyla yargıyı yoldan çıkaran iktidar sahipleridir!
Çirkin kulak
Abdüllatif Şener gizli telefon dinlemelerini Başbakan’ın yaptırdığını iddia etti.
Şener, herhangi bir kişi değil. Bugün başka bir partinin başkanıdır ama AKP’yi Tayyip Erdoğan’la beraber kuran üç-beş öncüden biridir.
İlk AKP hükümetlerinde Başbakan Yardımcısı olarak görev yapmıştır.
Şener telefonları dinleyen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı koltuğuna getirilen kişiyi Başbakan’ın seçtiğini teknik personelden oda hizmetçisine hepsinin tek tek atandığını anlattıktan sonra şunu dedi:
“Ben Başbakan’ın beni dinlettiğine inanıyorum. Böyle bir yapıda samimi kanaatim budur.”
Türkiye’yi korku imparatorluğuna çeviren bu dinleme rezaletini durdurmanın birinci şartı kurumu başındaki iki ayaklı felâketten kurtarmaktır.
Yeni başkan için daha güvenceli bir seçim usulü bulmak lâzım.
Mesela... Yargı organının belirleyeceği üç adaydan biri Cumhurbaşkanı tarafından atanabilir.
İktidarın üst bürokraside uyguladığı partizan seçimler devleti yordu ve hasta etti.
Yeter artık!

