Türkiye 30 yıllık Kıbrıs politikasını bir anda değiştirip atağa geçti. Niye acaba?
Bu sorunun cevabı, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'in Alman Federal Meclisi'ndeki sözlerinde yatıyor:
"Kıbrıs sorununun çözümü Türkiye için yerine getirilmesi zorunlu bir kriter değildir. Ancak üye adayı bir ülkeyi (Rum yönetiminin temsil ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti) tanımayan diğer bir üye adayı ülke (Türkiye) ile müzakerelere başlanması zor görünüyor."
Bu gerçeği Ankara çok geç kavradı.
Yumurta kapıya dayanmıştır ve mayısa kadar çözüm gerçekleşmezse, Kıbrıs Rumları AB üyesi olacak, sorun daha vahim bir hale gelecektir. Çünkü o zaman şunu diyebilirler:
"AB üyesi bir ülkeyi tanımayan bir üye adayı ülke ile müzakerelere başlanması imkânsız görünüyor!"
Rumların müzakereleri yokuşa sürmeye başlaması, böyle bir beklentiye dayanıyor.
Biz düne kadar Kıbrıs'ta oyun bozan görüntüsünden kurtulursak aralık ayında AB'den müzakere tarihi almak konusundaki zorlukları aşacağımızı hesap ediyorduk.
Bu yolda hükümet dramatik bir hamle yapmış, çözüme açık çek vermiş, Başbakan "Güney Kıbrıs nereye varıyorsa KKTC onun bir adım ilerisinde olacak" demiştir.
Türkiye AB'den tarih alma şansını tehlikeye sokmamak için bu adımı atmak zorunda kalmıştır ama Kıbrıs Rumlarının böyle bir riski yoktur. Çözüm olmasa da onlar mayısta tam üye olarak AB'ye girecekler.
O nedenle sürprizimizle övünüp avunmanın, Rum-Yunan tarafını dünyanın gözünde çözümü önleyen taraf olarak teşhir etmenin bize bir şey kazandırmayacağını görmek gerekiyor.
Kıbrıs, hakem kararı ile çözülmeyecek. Uzlaşma irademizi dünyaya gösterdiğimize göre bundan sonra Rum-Yunan tarafını ikna çabalarına daha fazla emek vermek lâzım.
Hükümet yaratıcılığını bu alanda göstermelidir. Marifet, Verheugen'in şu kanaatini bir kez daha doğru çıkarmaktır:
"Türkler kararlı oldukları takdirde çok verimli olabiliyorlar.."
Siyaset ve ticaret
Rahmetli Özal, halka ters gelen adımları konusunda kendisini uyaranları "Alışırlar.. Alışırlar.." diye cevaplardı.
Başbakan Erdoğan da aynı taktiği benimsiyor galiba.
Üçüncü pazarlama şirketini kurduğu haberinin duyulması ardından yapılan eleştiriler ve "şirketlerini kayyuma devret" çağrısı karşısında hiç oralı bile olmadı.
Bakalım CHP Milletvekili Kılıçdaroğlu'nun bu konuda meclise verdiği araştırma önergesi karşısında ne tutum alacak?
Bunun siyasal etiğe ters olmadığını savunamayacağına göre, iktidar milletvekillerinin koruyucu kanatlarına sığınacaktır. Dokunulmazlık zırhını "öldür Allah" vermeyen arkadaşları da ona bu kolaylığı sağlayacaktır. Ama bu destek, iktidar gücünü ticari kazanca çevirme konusunda onları da tahrik edecektir.
Unutmamak lâzım: "Ticaret ahlâka ve adalete dayanmazsa, kimimiz haksız yere kaybetmeye, kimimiz de açgözlülüğe sürükleniriz.."
AK Parti, Milli Görüşün yeşiline değil ama paranın yeşiline dönüyor. Yazık!
Gözümüzü açalım
Türkiye 30 yıllık Kıbrıs politikasını bir anda değiştirip atağa geçti. Niye acaba?
Haberin Devamı

