Görkemli acı

Haberin Devamı

Şehit subayların aileleri ağlamamak için direnirken ne yapmak istiyorlar?

Amaçları, bir zaafiyet görüntüsü vererek bölücü katilleri sevindirmemektir.

Fakat kendilerini kontrol etmek için harcadıkları hissedilen benzersiz çaba, çektikleri acının dayanılmazlığını gizlemeye yetmiyor, tam tersine o acıyı görkemli bir hale getiriyor.

Ve bu muhteşem özverileri ile başkalarını ağlatıyorlar.

Evet, başardıkları büyük bir özveridir.

Bu nasıl bir görev şuuru ki, sevdiklerinin uğrunda can verdiği değerleri meşale gibi devralıyorlar ve acılarını düşmana göstermemek suretiyle savaşa başka bir cephede devam ediyorlar!

Anadolu insanının bu dönemde bile askere evlâtlarını düğün alayları ile gönderdiğini hatırlayın ve cenaze törenlerindeki metaneti bu tabloya ekleyin... Ortaya çıkacak resim, Türkiye’nin niçin bölünmez ve yenilmez olduğunu anlatacaktır.

DTP Meclis Grup Başkanı Ahmet Türk dünkü grupta “Biz savaşa karşıyız” dedi.

Nereden belli ve ne zamandan beri?

Teröre karşı olduğunu açıkça ilân etmeyen bir partinin savaşa karşı olduğu iddiasının inandırıcılığı olamaz. PKK yirmi beş yıldır kan döküyor. Ahmet Türk ve arkadaşları niçin bu canavarlığa karşı çıkamıyorlar?

Irak İçişleri Bakanı Cevat El Bolani de “kurusıkı” bir tehdit savurdu. “Eğer operasyon genişletilirse Irak egemenliğini ve topraklarını savunacak” dedi.

İktidar, şehit subayların aileleri kadar vakur ve kararlı olmalıdır. Hükümet sözcüsü “Aman korkmayın, hedef PKK ve en kısa zamanda çıkacağız” diyecek yerde açıkça şunu söylemelidir:

“Egemenliğinizi ve topraklarınızı tabii ki savunun. Zaten bunu yapmadığınız için askerimiz şu an topraklarınızdadır. Teröristleri korumaya devam ettikçe artık hep bu muameleyi göreceksiniz. Ya dost olacak ve saygı göreceksiniz ya da katil sürülerine ev sahipliği yapacaksınız, o zaman da hep böyle hakarete uğrayacaksınız!

Şehit yakınlarının asil kararlılığı iktidara örnek olmalıdır. Alttan almanın âlemi yok.

Tecavüze uğrayan, meşru savunma durumunda olan biziz.


Anarşi yöntemi...

Türkiye’nin başına çorap örecek yerde olmasa, YÖK Başkanı Prof. Özcan medya için altın madeni olurdu.

Maalesef şu andaki konumu ile “patlayıcı madde” rolü oynuyor.
Dün “Hükümetin emir eri değilim” demiş..
Doğru; bir profesör olsa olsa “emir subayı” olur.

Ama itirazı, o koltuğa belli hedefleri gerçekleştirme şartı ile oturan bir taşeron olduğu gerçeğini örtmeye yetmiyor.

İktidar türban dayatmasının maliyetini iktidar olarak bildiği için bir “yap-işlet-devret müteahhidi” buldu, ateşe onu sürdü.

Prof. Özcan da tam aranan adammış!.

Yüksek yargı kararlarını çiğnemeye rektörleri azmettiren bir YÖK Başkanı olmanın tedirginliğini yaşamak şöyle dursun “Kanun değişmeden türbanı üniversiteye sokmam” diyen rektörleri tehdit ediyor.

Türban amaçlı anayasa değişikliğinin laiklik ilkesinde gedik açacağı için Anayasa Mahkemesi’nden geri döneceğini AKP iktidarı bilmiyor mu? En baştan biliyordu.

Anayasa Mahkemesi’nin denetimini öze inmeden sadece biçimde yapması konusundaki yaygara, bunun ispatıdır. Çünkü öze ilişkin bir denetimden AKP’nin ak çıkması mümkün değildir.

Anarşi bu yüzden körükleniyor. Hukuk içinde kalarak hedefe varılamayacağını iktidar da taşeronu da biliyor.

“Allah ayağına dolaştırdı” derler ya;

Bu anarşi Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kararı kolaylaştıracaktır!

DİĞER YENİ YAZILAR