Pazarlık bir gelir çekişmesidir. Bu çekişmeden eli daha güçlü olan taraf kazançlı çıkar.
Artan talebi karşılayacak sayıda gayri menkulün üretilmediği Türkiye'de kiracı-ev sahibi ilişkileri, daha çok kiracıları mağdur eden adaletsiz bir zeminde yürüdü.
Türkiye'de 6 milyon 206 bin aile kendi evinde, 3 milyon 283 bin aile kirada oturuyor. Özellikle büyük kentlerde çoğunluğu dar gelirli ailelerin kiraya ayırdıkları para başka ülkelerle kıyaslandığında aylık gelirlerin daha yüksek bir oranını alıp götürüyor.
Adalet Bakanı Çiçek dün, kira ve kiracı hukukunu da düzenleyen yeni Borçlar Kanunu Tasarısı'nın tamamlandığını açıkladı.
Bir yıl içinde yasalaşması beklenen tasarı kiracıları gözeten yeni hükümler içeriyor. Belli ki piyasa ekonomisi normlarından önce Türkiye'nin sosyal ve ekonomik şartlarını dikkate alan ve kiracıları koruyan bir yaklaşım benimsenmiş.
Sosyal devlet işlevine ağırlık veren politika tercihleri, bundan zarar görecek mülk sahiplerinin tepkisini hak etse de övgüye değerdir.
Yeni yasa yürürlüğe girdikten sonra kiralar enflasyon üstünde artırılamayacak, depozito üç aylık kira tutarını aşmayacak, kiracı "sözleşme süresi bitti" gerekçesiyle dahi çıkarılamayacaktır.
Şimdi önümüzdeki mesele, bu düzenlemenin meclisten nasıl geçirileceğidir.
Dün konuştuğum emlâkçılar, aynı duygularla işe başlayan geçmiş iktidarların başarılı olamadıklarını hatırlattılar.
Evet AKP iktidarı mecliste anayasa bile değiştirecek çoğunluğa sahiptir ama onların da çoğunluğu mal-mülk sahibidir ve kira geliri elde etmektedir.
Oylarını vicdanlarının mı, yoksa cüzdanlarının mı sesini dinleyerek verecekler göreceğiz..
Toplumsal paranoya
Ses getiren yolsuzluk soruşturmalarını sonuca götüren delillerin neredeyse hepsi polisin "gizli dinleme"ye aldığı telefon konuşmaları sayesinde toplandı.
Teknolojinin sağladığı bu imkânı suçla mücadelede ve adaletin sağlanmasında kullanmak elbette iyidir.
Ama Türkiye'de kamu otoritesine güvensizlik yüzünden bu imkânın topluma ağır bir fatura ödettiği de hissediliyor.
Kaydedilmiş telefon konuşmalarının medyada yayınlanması ile tahrik edilen kuşkular, hemen her telefonun dinlendiği konusunda bir toplumsal paranoya doğurmuştur.
Dinlemeler hakim kararı gerektiriyor ama yasal gerekçesi olmayan dinlemeler hiç yapılmıyor mu? Çünkü yasadışı dinleme, iletişim özgürlüğüne müdahaleden de öteye özel yaşam alanına tecavüzdür.
Telekulak rezaletleri yaşandı ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün bile telefonlarının dinlendiği iddia edildi bu ülkede.
Kamu otoritesi Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğuna ve yargıç izni olmadan kimsenin telefonunun dinlenmediğine halkı ikna etmek borcu altındadır. Toplumsal psikoloji bu ihtiyacı güncel hale getirmiştir.
Ama bu güvenceyi kim verecek ve arkasında nasıl duracak?
Görelim bakalım!
Pazarlık bir gelir çekişmesidir. Bu çekişmeden eli daha güçlü olan taraf kazançlı çıkar
Haberin Devamı

