Göreceğiz!

Haberin Devamı

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurultayı siyaset galası olmadı daha çok bir sanat matinesi havasında geçti.

Benzetmeyi kötüleme amaçlı yapmıyorum, sadece bir tespittir:

Sanki Başbakan Erdoğan terörü bitirme hayali ile başlattığı işin hazırlıksız olmasından ötürü yürümediğini görmüştür ve yeni bir stratejiyi hayatın içinde oluşturmaya karar vermiştir.

Hareketin “Kürt açılımı” adıyla başlayıp “Demokratik açılım”da bile tutunamayarak “Milli Birlik Projesi” adıyla anılmaya başlaması, zaten çıkmaza girildiğini anlatıyordu.

CHP lideri Deniz Baykal’ın dün Bursa’dan yaptığı gerekli bir uyarı idi:

“Bugün ilkokuldaki çocuklar birbirlerine annelerinin, babalaranın etnik kimliğini sorar hale gelmişlerdir. Türkiye’yi bir etnik gerilim ortamına sokmamak lâzım.”

Bu rahatsızlığı Başbakan da görmüş olmalı ki, büyük kongre konuşmasının önemli bölümünü “Kürt açılımı”na sağlam bir toplumsal taban kazandıracak hamasi söylemlere ayırdı.

Popülist siyasetin hitabet arşivine sıra dışı örnek olarak gireceği belli olan bu bölümde Türkiye’nin çözülüp ayrışması olanaksız bir kültürel armoniye sahip olduğu belirtiliyor.

İşte çimentomuz

Mesela şu sözlere kim itiraz edebilir?

“Bu ülkenin tarihinden Ahmet Yesevi’yi, Hacı Bektaş’ı, Pir Sultan’ı, Hacı Bayram Veli’yi çıkarmaya kalkarsanız bu ülke öksüz kalır, yetim kalır. Yunus Ebre’siz dilsiz kalır. Mevlâna’sız ruhsuz kalır.

Sabahat Akkiraz’a kulak vermeyen Türkiye türküsüz kalır. Tatyos Efendi’yi yok sayan Türkiye’nin besteleri yarım kalır.

Cem Karaca bu ülkenin hasretini çektiği kadar bu ülke de Cem Karaca’nın hasretini çekti.

‘Hoşçakalın İki Gözüm’ diyen Ahmet Kaya’ya vefa göstermeyen Türkiye’nin şarkıları eksik kalır.

Nasıl Mehmet Akif’siz bir Türkiye tahayyül edilemezse Nazım Hikmet’siz bir Türkiye eksik sayılır.

Seversiniz sevmezsiniz görüşlerini kabul edersiniz etmezsiniz ama Ahmedi Hani’siz, Said-i Nursi’siz bir Türkiye’nin maneviyatı noksan kalır.”

Başbakan’ın bu sözlerinden daha geniş katılım sağlayarak açılım zeminini yeniden düzenlemeye hazırlandıkları anlaşılıyor.

Samimiyet sınavı

Başarı için gerekli yüreğin sevgi ve cesaret sermayesinin kendilerinde var olduğunu anlatmaya çalışıyordu Başbakan muhalefete “Gelin beraber yapalım” diye seslenirken.

Siyasi konuşmalara tarihi önemini kazandıran şey içerdiği taahhütlerdir. Başbakan Tayyip Erdoğan’dan dün şu sözlerini not ettim:

“Demokrasiden, laiklikten, sosyal devletten ve hukuk devleti anlayışından taviz vermeden ülkemizi, milletimizi ve devletimizi yüceltmeye devam edeceğiz.”

İnşallah bunu görürüz...

İlk işareti herhalde iktidarın devlet gücünü intikam aracı olarak kullanma ve bağımsız medyayı susturma yanlışından dönüp dönmeyeceğine bakarak alacağız.

Eğer adalet ve özgürlük, hakkı olan saygıyı görmezse anlayacağız ki edebiyatçı ağırlıklı bir kurul duygu yoğunluklu güzel bir konuşma yazmış ve Başbakan da bunu güzel bir şekilde okumuştur.

Tabii ki dileğim Başbakan’ın karşısındaki ekranlardan yansıyanları okumadığını, yüreğinden geçenleri söylediğini ispat etmesidir!


DİĞER YENİ YAZILAR