Norveç’te ırkçı cinnetin 76 kurbanı arasında bir Türk kızı da var... Norveç’te yaşayan bir Müslüman olmaktan dolayı gurur duyuyordu o;
Norveç vatandaşı olmaktan mutluydu...
Ama dünyanın en özgür ve en müreffeh ülkesi, 17 yaşındaki Gizem Doğan’ı koruyamadı.
“Avrupa’nın bağımsızlığı için” katliam yapan bir caninin kurbanı oldu.
Üyesi olduğu çok kültürlü toplum ona güven veriyor, kendini emniyette hissettiriyordu.
Ama kaderin cilvesine bakın ki kültürel çoğulculuğun Norveç’i ve Avrupa’yı felâkete sürükleyeceği kuruntusuyla cinnete kapılan bir ırkçının kurşunları ile hayatı sona erdi.
Oysa büyük hayalleri vardı. Ve o hayalleri gerçekleştirecek yetenek ve fırsatlara sahipti.
İşçi Partisi Gençlik Kolları’nın Güney Norveç Direktörü olmuştu ve bu statü, parlak bir geleceğin müjdesi gibiydi.
Müslüman ve Türk düşmanı bir faşistin Gizem Doğan’ın kader çizgisinde yarattığı trajik sapma, Avrupa’da yaşayan 5 milyon Türk için büyük önem taşıyan bir uyarı olarak değerlendirilebilir.
Birçok Avrupa kentinde neo-faşist eylemlerin hedefi olarak gereken uyarı mesajlarını Türkler almış olsalar da Norveç’teki olay daha korkutucudur.
Çünkü bu vahşi eylem doğrudan Müslümanları ve Türkleri hedef almasa da, ırkçı düşmanlığını büyük çaplı ve sistematik hale getirmeye yönelik uğursuz bir çağrıdır.
Türklerin yaşadığı ülkelerde ırkçı nefrete vatandaşlarımızı hedef gösterecek oluşumlara karşı yerel hükümetlerin merhameti ile yetinmek herhalde yeterli olmayacaktır.
Ankara onların sahipsiz olmadıklarını daha cesaretle hissettirmelidir.
Din veya ırk ayrımına dayanması hiç fark etmiyor; terör aynı alçakça acımasızlığın hükmünü yürütüyor.
Olay ilk duyulduğunda radikal İslâmcıların intikam saldırısı sanıldı.
Irkçı ve dinci nefretin, iki dinden de çıkabilecek sapkınları terör denilen insanlık suçunda birleştirebildiği çok geçmeden anlaşıldı.
Farklı din ve kültürlerin bir arada yaşama hakkına saygılı insanların, güçlerini birleştirmekten başka kurtuluş yolu olmadığını anlamalarının bedeli keşke bu kadar acı ve ağır olmasa...
Ama bu kadar acı, bu kadar ağır!
Nasıl savunuruz?
Norveç’teki katliam, idam cezasını yeniden gündeme getirdi.
Terörün sürekli ülke gündemini meşgul ettiği Türkiye’de de halk, şok etkisi yaratan saldırılar ardından aynı isteğin peşinde buluşan büyük kalabalıklar oluşturabiliyor.
İdamı geri getirmek terörle mücadeleye caydırıcı bir etkide bulunabilir mi?
Norveç meclisinin bu meseleyi ele alıp almayacağını bilemeyiz.
Tabii TBMM’nin böyle bir mecburiyeti doğuracak sebeplerle karşı karşıya gelmesini de hiçbir zaman temenni etmeyiz.
Katliam yapan Norveçli, yasalara göre en çok 21 yıl hapse mahkûm olacak. Yedi yıl sonra şartlı tahliye başvurusu yapabilecek.
Hangi vicdan kabul eder bu haksızlığı?
Çağdaşlık adına idam cezası uygulamayan Almanya’da Baader Meinhof Çetesi’nin tüm üyeleri aynı gece cezaevinde intihar etmişlerdi.
Bu devlet terörü hiç unutulmadı.
Terör suçlarına karşı idam cezasını yasalara koyup mahkemelerin takdirine bırakmak daha ahlâki ve hukuki olmaz mı?
Dün Norveç mahkemesinin verdiği “gizli celse” kararı da önemlidir. Katilin bir de propaganda yapmasına fırsat tanımadılar.
Norveç mahkemesinin kararı, Türkiye’de 40 bin kişinin katlinden sorumlu terör elebaşısının haftada en az bir kez örgütüne talimat, halka tehdit mesajları vermesini seyreden mahkemelerimize inşallah örnek olur!
Gizem’in hayali
Haberin Devamı

