Gevşemeyelim!

Dışişleri Bakanlığımızın teşhisi yerindedir: Fransa Türk halkının zihnindeki ve gönlündeki ayrıcalıklı yerini dün kaybetti!

Haberin Devamı

Dışişleri Bakanlığımızın teşhisi yerindedir: Fransa Türk halkının zihnindeki ve gönlündeki ayrıcalıklı yerini dün kaybetti!

Gerçekte Fransa, özgürlüklerle özdeş hale gelmiş ışıklı geçmişinin mirasını ret yoluyla kaybetmiştir. Fransız meclisinde ifade özgürlüğünün ırzına geçen o yasaya oy veren 106 aptal adamı hangi duygu ve etkilerin bu tarihi yanlışa sürüklediği merak edilecektir.

YÖK Başkanı Prof. Teziç Fransa Cumhurbaşkanı Chriac’a bir mektup yazarak şu soruyu sordu:

“Birinci Dünya Savaşı’nda büyük devletlerin Ermeni çetelerini kışkırtarak Türklerle Ermeniler arasındaki acıların yaşanmasında hiç sorumlu olmadıkları söylenebilir mi?”

O tarihte Ermenilerin, tebaası oldukları devlete ihanet ederek ağır bir bedel ödemeye mahkûm olmasındaki uğursuz rolünü Fransa bilmiyor olamaz. Aksine bu tavır, ağırlığı altında ezildikleri tarihi suçluluğu hafifletme amaçlı bir sahiplenme olabilir.

En az bu kadar geçerli bir sebebe Libération Gazetesi’ne konuşan Ermeni asıllı gazeteci Raffi Hermonn ışık tutuyor:

“Eğer Fransa gerçekten Ermeni sorunu için çözüm istiyorsa Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olmaktan vazgeçip bir tartışma ortamı yaratmalıdır.”

Kibirli Fransız, hor gördüğü Türk’le AB içinde eşitlenmek istemiyor. Böyle haksızlıkların köpürttüğü öfke ve güvensizlik duyguları ile Türkiye’yi üyelik iddiasından ve isteğinden uzaklaştırmaya çalışıyor.

Ermeni soykırımının inkârını hapisle cezalandıran yasa Türkiye’yi AB’den dışlama siyasetinin bir ayağıdır. O bakımdan Fransa’nın saplantısına karşı elde edeceğimiz başarı, AB üyeliğine ilerleyen yolu da bize açacaktır.

Yaşadığımız tecrübe, Türkiye’ye dışarda imaj inşa etmekte ne kadar kötü olduğumuzu bize öğretmelidir. Sivil örgütlerin dinlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Çare sivil toplum örgütlerinin, kaynaklarını ve yaratıcı fikirlerini birleştirmelerindedir.

Kimse “Bu iş senatodan döner” demesin. Fransa artık Kaddafi’nin eski Libyası kadar dengesiz bir ülke oldu. Zaman yitirmeden örgütlenelim!

Pamuk’un borcu
Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanması, havai fişeklerle kutlanabilmeliydi.

Yazık ki bir avuç entelektüel dışında bu büyük olayın coşkusunu yaşayabilen yoktur. Oysa ilk kez bir Türk romancı Nobel Edebiyat Ödülü’ne lâyık görülmüştür ve bu başarı Türkiye’nin kendini dünyaya ifade edebilmesi yolunda büyük ufuklar açacaktır.

Ama toplum unutmuyor. Pamuk bir İsviçre gazetesine “Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü. Kimse söylemiyor, bari ben söyleyeyim” dedikten sonra bir tahtırevana bindirildi ve uçuruldu.

Dün yabancı medya kaynakları onu tanıtırken “siyasi isyancı, dobra bir asi” gibi ifadeler kullandılar.

Pamuk’un istikrarlı bir çizgide yükselen yazarlık şöhretini dörtnala kaldıran sebep, kitaplarındaki kışkırtıcı eleştiriler değildir.

Hiçbir araştırmaya dayalı olmayan, kulaktan dolma sözlerle Ermeni soykırımını savunmasıdır. Yani maceracı bir siyasetçi çıkışı yapmasıdır.

Şimdi haklı olarak birçok kimse, “Ödülü Orhan Pamuk’un yazdıklarına mı, söylediklerine mi verdiler?” diye soracaktır.

Paris’te “Ermeni soykırımı yok” diyenlere hapis öngören yasa ile Pamuk’un ödül duyurusunun aynı güne denk gelmesi bile talihsiz olmuştur. Biz yine de onu kutluyoruz.

Ve kendi tarihine karşı hata yapıp yapmadığını şimdi aramasını, hata yaptığını anladığı anda da elde ettiği şöhreti gerekirse riske atmaktan çekinmemesini diliyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR