Gençleri sayın

Haberin Devamı

Eleştirinin her türünü düşmanlık olarak gören bir iktidar demokrasiden yana özürlüdür.

Kötüleyenlerden kendini korumak için onlar genellikle korkutma silâhına başvururlar.

Çoğu zaman ülkemizde de örneklerini gördüğümüz gibi korku susturucu etki yapar ama bir yerde işlemez, iflâs eder.

ODTÜ’deki protestoya yönelik müdahalenin uğradığı akıbet budur!

Polisin ODTÜ’de uyguladığı bastırma yöntemi, “ibret yaratırsak önünü keseriz” aklını verenler yüzünden başarısızlığa uğramıştır.

Eylemci gruplar içinde şiddet kullanarak sindirilmesi en zor kitle gençlerdir. Onlara “delikanlı” demenin sebebini, anlamını hatırdan çıkarmamak lâzım.

Protestocu gençlere boyun eğmiş görünmemek için onları suçlamak, hele tehdit etmek yatıştırıcı değil inadına tırmandırıcı etki yapar.

Başbakan dün hâlâ asabi baba konumundaydı.

Ama nasihat vermek için çocuklarını muhatap almadı, suçlayan ifadelerle hocaları hedef aldı.

ODTÜ’deki eylemin bir numaralı sorumlusu olarak yönetimi ve öğretim üyelerini suçladı:

“Bu okulun yönetimi, akademisyenleri bu öğrencilere bu işi mi öğrettiler?”

Öğretim elemanlarını anarşi kışkırtıcısı olarak suçlamanın ölçüsüzlüğü yatıştırıcı olamaz; ancak tahrik edici olur.

Bu tavrın doğurduğu adaletsizlik ve içerdiği riskler dün Cumhurbaşkanı katında fark edilmiş olmalı ki Abdullah Gül şöyle bir uyarıda bulundu:

“Bilim insanlarımızı kısır tartışmaların dışında tutmak lâzım.. Onların da kendilerini bu tartışmaların dışında tutmaları gerekir.”

Zirvedeki iki kişinin sorunlar karşısındaki duruşları birbirine yüz seksen derece zıt.

Çözümü biri ikna çabasında, diğeri korkutucu devlet zoru ile boyun eğdirmekte arıyor.

Başbakan hiçbir eleştiri veya protesto eylemini şahsına yönelmiş bir hakaret gibi algılamamalıdır.

Hakaret ve şiddet olmadan herkes dilediğini söylemelidir.

Gerçekten ileri demokrasilerin başbakanları böyle olur.

Padişahlara özgü kibir demokrasiye yakışmaz.

Başbakan hocaları azarlayacak yerde gençleri muhatap almalı, onları ikna etmeye uğraşmalıdır.

Namus borcu

Odatv davasının dünkü duruşmasından bir tahliye daha çıktı.

Soner Yalçın’a geçmiş olsun!

Araştırmacı yazar Soner Yalçın zalim bir kötülüğün ihaneti ile karşı karşıya bulunduğumuzu, Başbakan Erdoğan’ın da bu uğursuz komplonun yeni hedefi olarak seçildiğini öne sürdü dünkü duruşmada.

Komplo sonucu atıldığı cezaevinde yaşamını yitiren MİT elemanı Kâşif Kozinoğlu ile “bir kitap yazdı” diye hayatı zindan edilen Emniyet Müdürü Hanefi Avcı için MİT ve Polis teşkilâtını göreve çağırdı.

MİT ve Polis için iki ihtimal var olacaktır.

Bu örgütler ya kötülüğü ortaya çıkarıp namus borçlarını ödeyecekler veya ihanetin işbirlikçileri olarak tarihe geçecekler.

Soner Yalçın’ın özgürlüğü, kötülükle savaşın şansını artırır!

DİĞER YENİ YAZILAR