Müze ve kültür konularında kendimizi dünya gündemine kötü bir şekilde çıkaracak sebepleri yaratmakta üstümüze yok.
Amerika'ya kaçırılan Karun hazinesini mahkeme karan ile geri getirdikten sonra onu koruyamayıp çaldırdığımızla ilgili haberler Türkiye'ye itibar kazandırmadı.
Tersine, alaycı eleştiriler şu temayı işledi:
"Türkiye, elinde tarihsel emanet bulundurmayı hak etmiyor."
Hırsızlığa karşı müzeleri nasıl koruyacağımız sorusuna cevap bulamadan dün yeni bir sarsıntı geçirdik.
Dileriz korktuğumuza uğramayız.
Çünkü işler ters giderse son rezalet, Karun hazinesini koruyamamaktan doğan ayıbı kat kat aşacaktır.
Kırk katır, kırk satır
Mesele, tarihi Bodrum Kalesi'nin Saint Jean Şövalyeleri tarafından işkencehane olarak kullanılan bölümünün kapısındaki yazıdır.
Taş üstüne Latince "Tanrı'nın bulunmadığı yer" kazınmış.
Müzeler Genel Müdürlüğü, bir şikâyet üzerine Bodrum'a müfettiş ve arkeolog göndermiş, onlar da yazının sahte olduğunu, eski müze müdürünün zoru ile bir teknisyene kazıtıldığını belirlemiş ve üstünün kapatılmasını emretmiş.
Fakat müzenin eski müdürü yazının gerçek olduğunu iddia ediyor.
Yani iki ucu pis bir değnek var:
Ya iktidarın gözüne girmek için "din polisliği" ne soyunan bazı küçük adamlar eliyle tarihi bir eseri bozma suçunun eşiğinde yakalanmış olacağız...
Veya olmayan bir şeyi yazan sahtekârlarımız eliyle tarihe hile yapmış duruma düşeceğiz. Hangisini seçelim istersiniz?
Önce öp sonra tos
Kültür ve Turizm Bakanı Koç, bir uzmanlar komisyonunun bu hafta tartışmalı yazıyı yerinde inceleyeceğini söyledi.
"Eğer bu yazı tarihen var ise, üzerini kapatmak, tarihin bana emanetine hıyanet etmektir, bunu yapamam" dedi.
Ama şu var:
Emrindeki Müzeler Genel Müdürü'nün talimatını Müze Müdürü yerine getirmiş olsaydı, Bakan'in teşkil edeceği heyet kapının üstünde hiçbir yazı bulamayacaktı. Ve sahte bile olsa o yazının gerçek olabileceği şüphesi hep bizi suçluluk gölgesinde bırakacaktı.
Koç, Genel Müdür'ün emrini yerine getirmeyen Müze Müdürü'nü önce öpsün, sonra okkalı bir tos vurup göndersin!
Ciddi bir tehlike geçirdik. Devlete kadar sızmış radikal islamcıların tertiplediği bir kültür cinayeti ile suçlanabilirdik.
Çünkü o yazının sahte olduğunu kanıtlama imkânı kaybedilseydi, Bodrum'daki operasyon, Buda heykellerinin Afganistan'ta Taliban tarafından tahrip edilmesinin "Alaturka versiyonu" diye takdim edilecekti.
Geçmiş olsun. Ama hep uyanık olalım!
Geçmiş olsun
Müze ve kültür konularında kendimizi dünya gündemine kötü bir şekilde çıkaracak sebepleri yaratmakta üstümüze yok
Haberin Devamı

