Geç olmadan uzlaşmak...

Haberin Devamı

Siyaset alanı söylenen her şeyin anlaşılabilir olduğu bir zemindir.

Bu niteliğini kaybettiğinde beş para etmez.

Süren direnişe baktığımız zaman ilişki ve çözüm üreten zemini öbüründen ayıran farkın Başbakan Erdoğan olduğunu görüyoruz.

Türkiye’nin büyük kentlerinde hayatı zehirli gaza ve dumana boğan ateşi söndürmek için henüz hiçbir şey yapılmadı.

Ama göstericilerin kamplaştığı birçok yerde gerilimin yerini karnaval havasının devraldığı görülüyor.

Sebep arayanların ulaştıkları gerçek şudur:

“Gerginliği Başbakan’ın siyaset üslubu yaratıyor. O yurt dışına gidince diyalog ortamı geri geldi ve siyaset normalleşti..”

Evet, Başbakan yurdu terk ettikten sonra Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Vekili Arınç yapıcı roller üstlenmiştir.

“Çapulcu, ayyaş, alkolik” hakaretleri ve “Yüzde 50’yi evde tutamıyorum” türü ayıplı ve kaba tehditler tedavülden kalkmıştır.

Uzlaşma gereği doğdu

Toplumsal karakterimizin doğasına uyan bir gidiş kendisini ancak bu şartlarda gösterebilirdi. Gösterdi...

Şimdi gerilim politikaları izlemekte menfaatleri bulunmadığına Başbakan’ın inanması lâzım.

Dün bir göstericinin tuttuğu pankartta “Başbakan’a hoşgörü çağrısı” yazıyordu.

İki siyasetçinin katıldığı bir münazarada biri “Benim her söylediğim doğru değil. Rakibimin her söylediği yanlış değil” diyordu.

Bir ara TBMM Başkanı Cemil Çiçek göründü, o da “Bu işi kıvamında bırakalım” dedi ve kayboldu.

Geç kalmanın doğuracağı tehlikeleri önemsemek lâzım!

Yazının bu noktasında TV’ler Tunus’ta bulunan Başbakan’ın açıklamalarına bağlandı.

Ve güvenilir bir siyaset zeminine sahip olmadığımız daha birinci dakikada belli oldu.

Ümit verildi, dönülmez

Başbakan “Topçu Kışlası’ndan geri adım atmayacaklarını” açıklamakla beraber, çevre duyarlılığına sahip vatandaşları terör örgütlerinin istismar ettiğini öne sürdü.

Bir haftayı aşkın zamandır katlanılan fedakârlıklar, kurulan hayaller boşa mı gitmiş oluyor şimdi?

Arınç’ın özrü, Başbakan’ın üzüntülerini aktaran sözleri... Bunların tümü işe yaramaz kurgular mıydı?

Başbakan’ın tavrına bakıldığında maalesef böyle bir ümitsiz tablo çıkıyor.

Başbakan Erdoğan, kendisi Afrika’dayken yerine bıraktığı arkadaşlarının açıkça veya örtülü biçimde neler vaat ettiklerini sorup öğrenmelidir.

Bu borç inkâr edilmemelidir.

Kamu yararına olacak vaatler konusunda kıskanç ve korkak davranmamalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR